Dün, dış güçlerin planlı bir şekilde herkesin Kur'an-ı kerime yönlendirilip Müslümanların fıkıh kitaplarından, İslam âlimlerinden uzaklaştırıldığını, böylece her kafadan bir ses çıkartarak kargaşa, anarşi meydana getirilip İslamiyetin yıkılmak istendiğini bildirmiştim. Bugün de bu sinsi oyuna kimlerin geldiğine değinmek istiyorum. Bu oyuna gelenlerin birincisi; altyapısı olmayan, temel dinî bilgilerden mahrum cahil kimseler. Bunlar işin aslını bilmedikleri için, kandırılmaya, yönlendirilmeye, istismara müsait insanlardır. Demagoji ve mantık oyunlarını ilim zannederler; çünkü gerçek ilmi bilmezler. İlimle değil, basit akılları ile hareket ederler. Böyle olduğu için de, tuzağa yakalanmaları kolay oluyor. İkincisi; hiçbir şeyden haberi olmayan "entel" tabir edilen inanç boşluğunda olan kimseler. İnsan, yaratılıştan bir şeye inanma ihtiyacını hisseder. İnsan, doğru veya yanlış bir şeye inanmazsa, huzursuz olur. Bu tür inançsızlık boşluğuna düşmüş kimseler, genelde, dinle pek ilgisi olmayan kimselerdir. Bu tür insanlar derler ki: "Biz iyi kötü bir şeye inanalım, fakat bu inandığımız şey, bizi bazı şeylere zorlamasın. Mesela, namaz kılmak, oruç tutmak, kadınlara örtünme gibi şartlar getirilmesin. Yine, şu haramdır, şu yasaktır, mesela, zina, içki, kumar, uyuşturucu haramdır, denilmesin. Biz özgürce istediğimiz gibi yaşayalım, bunlar bizim inancımıza zarar vermesin." Dikkat edilecek olursa, iman hırsızları, tam bunların istediği gibi konuşan, onların nabzına göre şerbet veren kimselerdir. Nasıl nabza göre şerbet veriyorlar, bir örnek vereyim: Diyorlar ki, eskiden namazın sünnetleri diye bir şey yoktu. Bunları sonradan din adamları uydurdu. Bunun için sünnetleri kılmayın. Namaz, gündüz işinizi, mesainizi mi aksatıyor? O zaman beş vakit namaz kılmaya da gerek yok, namazı üç vakte indirin. Bunu da yapamadınız, öyleyse kazaya bırakın, akşam hepsini birlikte kaza edersiniz. Akşam oldu, gündüz çok yoruldunuz, bitkin bir hâldesiniz veya misafiriniz geldi, kazasını da yapamadınız, tövbe etmeniz kâfi. Hiç üzülmeyin, Allah affetmeyi sever, hiç kafanıza takmayın, sizi de affeder. Aslında, namaz neymiş, yok öyle bir şey diyecekler, dillerinin ucuna kadar geliyor, fakat söyleyemiyorlar. Söyleyebilecekleri günün gelmesini bekliyorlar. Bunların en bariz özelliklerinden biri de, herşeyi tersine çevirmek. Tersten yorumlamak. Cahil kimselerin kafalarını allak bullak etmek. Mesela, bir tüccar, zekât vermek istiyor. Fakat, mal canın yongasıdır misali, vermek zor geliyor. Kafa karıştırıcılar hemen imdadına yetişiyorlar: "Kur'an-ı kerimde verilecek zekâtın oranı bildirilmemiş. Oran çok önemli olsaydı, bildirilirdi. Bunun için, önemli olan vermektir. Miktarı önemli değildir. Sen gönlünden kopanı ver, kâfi. Allah kabul eder." Habuki, Peygamber Efendimiz, Zekatın ne oranda nasıl verileceğini açıkça bildirmiş. Peygamberimizin bildirdiklerini es geçip doğrudan Kur'an-ı kerime yönelmek, Peygamberimizi devre dışı bırakmak olur. Bu bir Müslümanın yapacağı iş değildir. Herkes Kur'an-ı kerimi anlayıp, ondan hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şeriflere lüzum kalmaz, Kur'an-ı kerimde "Peygamberin emrettiğini yapın, yasakladığından sakının" buyurulmazdı. (Haşr 7) Nitekim, Hz. Ömer'e, "Namazların seferde kaç rekat kılınacağını Kur'an'da bulamadık" diye sorulunca, "Allahü teâlâ, bize, Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Kur'an-ı kerimde bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, dört rekat farzları iki rekat olarak kılardı. Biz de, öyle yaparız." buyurdu. Kısacası, dinimizin bozulmaması, oyuncak haline getirilmemesi için, 15 asırdır nasıl yaşanmışsa, nasıl bizlere ulaşmışsa, aynı yolu takip edip, dinimizi fıkıh kitaplarından, İlmihal'den öğrenmekten ve öğretmekten başka çaremiz yoktur.