Vehhabilik fitnesini, terörünü anlatmaya bugün de devam ediyoruz... Vehhabiler, Taif'ten sonra topladıkları büyük bir güruh ile 1805 senesinde Mekke şehrini kuşattılar. Mekke'deki Müslümanlar aylarca sıkıntı çekti. Aç kaldılar. Ölmemek için ne bulurlarsa yediler. Son günlerde, yemek için kedi, köpek eti dahî bulamadılar. Emir Şerif Gâlib, milletin canını kurtarmak için, düşmanla anlaşmaktan başka çare olmadığını anladı. Şehri teslim etti. Vehhabiler, Mekke-i Mükerremeyi ele geçirdikten ve Mekke etrafındaki köylere hakim olduktan sonra, köylerden topladığı yağmacıları Medîne şehri üzerine gönderdiler. Bunlar, Medîne'yi kuşattılar. Medîne halkı, üç sene işkence altında kaldı. Müslümanların, İstanbul'dan yardım geleceğine ümitleri kalmayınca, Suud'a mektûb yazdılar. Af ve merhamet etmesi için yalvardılar. Üç seneden beri sıkıntı ve işkence altında yaşamakta olan Medînelileri daha çok sıkıştırmak ve hırpalamak için büyük bir haydut sürüsü ile Medîne üzerine yürüdü. Suud Medîne'ye girince, hemen türbelerin yıkılmasını, hem de türbe bakıcılarının yıkmalarını emretti. Resûlullahın mübârek türbesinde ve Mescid-i Nebevî hazînesinde bulunan ve bin seneden beri çeşitli islâm sultânları, islâm kumandanları, islâm sanatkârları ve islâm ilim adamları tarafından ve bütün islâm dünyasından seçilerek ve özenerek gönderilmiş olan pek kıymetli hediyeleri, tarihi büyük önem taşıyan sanat eserlerini, altınlarla süslü, cevherlerle ve kıymetli taşlarla işlenmiş bahâ biçilmez eşyayı ve seçme mushaf ve nâdîde kitapları, taş yüreği ve kara kalbi titremeden yağma ettirdi. Bu edepsizlikten ve alçaklıktan da, Müslümanlara karşı olan kin ateşi sönmeyince, yıkılmaktan kurtulmuş olan Eshâb-ı kirâmın ve şehitlerin türbelerini de yıktırdı. Resûlullahın mübârek hücresinin kubbesini de yıktırmak istedi ise de tepkiden korktuğu için bundan vazgeçti. Bu sırada, Osmanlı devleti, bu senelerde dış devletlerle uğraşmakta ve masonların körüklediği isyan ateşlerini söndürmeye çalışmakta idi. Devlet hızlı bir çöküşe girmişti. Osmanlı ayakta kalma mücadelesi veriyordu. Buna rağmen, 1811 senesinde, Suud'ların Müslümanlara işkenceleri ve islâm dînine olan hakâretleri, dayanılamayacak hâl aldığından, II. Mahmûd Hân, Mısır Valisi Muhammed Ali Paşa'ya ferman gönderip, eşkıyâyı terbiye etmesini emretti. Elleri kanlı teröristlerin elebaşılarını yakalayarak İstanbul'a gönderdi. Binlerle Müslüman kanı akıtan bu eşkıyalar, İstanbul sokaklarında dolaştırıldıktan sonra idam edildiler. Hicâzın mübârek şehirleri eşkıyadan temizlendi. Fakat tamamen yok edilemediler. İç kısımlara çekilip faaliyetlerine yine devam ettiler. Tekrar hücum için fırsat kolluyorlardı. Daha sonra 1900'lü yılların başında İttihat Terakki'nin yanlış politikaları yüzünden, mübarek topraklar tekrar Osmanlıların elinden çıkarak İngilizlerin eline düştü. İngilizlerin meşhur casusu yüzbaşı Lavrens'in körüklemesi ile Vehhabiler, 1918'de Şerif Hüseyin'e harp ilân ederek, Mekke'ye saldırdı. Fakat, mağlup olarak Necd'e çekildiler. 1924'te, Mekke ile Tâif'i ve 1931'de Medîne'yi İngilizler Vehhabilere teslim ettiler. Böylece Yavuz Sultan Selîm Hân'ın zamanı olan 1517 senesinden beri Osmanlıların idaresinde kalan mübarek topraklar Osmanlıların elinden çıktı. 1932 yılının Eylül ayının 23. günü de (Suudî Arabistân devleti) kuruldu. Önceden olduğu gibi Vehhabiler, devlet olduktan sonra da Peygamberimiz ve Eshabının inancı olan ehli sünnete uymayan bozuk inancını Müslümanlar arasında yaymaya, fitne fesata devam ettiler. Bugün, dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman olan her yerde Vehhabi fiitnesi devam etmektedir. Hangi fitne fesat taşını kaldırsanız altından bunlar çıkmaktadır. Geniş bilgi için, "İngiliz Casusunun İtirafları" "Kıyamet ve Ahıret" kitaplarına müracaat edilebilir. (0212 523 45 56)