Dün, Medeni Kanun'da yapılması düşünülen değişikliklerle ailenin başına örülmek istenen çoraptan bahsetmiştim. Bugün de, ailenin geçmişinden, tarihinden bir kesit sunmak istiyorum. Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz çünkü. İnsanlık tarihi boyunca, aile, insanların doğup büyüdüğü, yetişip geliştiği ve terbiye gördüğü eğitim merkezidir aynı zamanda. Bu, topluluğun küçük-büyük fertlerinin olgunlaştığı, bir hayat okuludur. Aile içerisinde her ferd birbirinin bilgi ve tecrübesinden faydalanır. Bu faydalanma bir ömür boyu devam eder. İnsanlık aile ile başlar. Yüce kitabımız Kur'an-ı kerimde bildirildiği gibi ailenin esası, bir erkek ile bir kadından ibarettir. Hucûrat suresi on üçüncü ayet-i kerimesinde mealen: "Ey insanlar! Biz sizleri bir erkek ile bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık." buyurulmaktadır. İlk insan ve ilk peygamber hazret-i Âdem ile eşi hazret-i Havva yeryüzünde bulunan ve ilahi vahiy ile terbiye edilmiş olan ilk ailedir. İnsan nesli onlardan çoğalmıştır. İnsanlık, ne Th. Habbes'in dediği gibi, vahşi ve egoist bir canavar olan fertler ve ne de E. Durkheim'in dediği gibi özel hayata ve şahsiyete imkan ve fırsat tanımayan insan sürüleri demek olan ilkel klan ile başlamıştır. Eski ve köklü bir müessese olan aile, değişik yer ve zamanlarda değişik görünüşler kazanmasına rağmen daima var olmuştur. İslamiyet, toplumun huzuru ve insan neslinin sağlıklı bir şekilde devamı için, ailenin gerekli olduğunu bildirmiştir. Bu sebeple nikâhı helâl kılarak, zinayı ve zinaya yol açan serbest ilişkileri yasaklamıştır. Kadına hiçbir dinin, hiçbir sistemin vermediği değeri vermiştir. Peygamber efendimizin Veda Hutbesi'ndeki nasihatlerinden biri: "Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz! Onlar, Allahü tealanın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak davranınız, iyilik ediniz." olmuştur. Başka bir hadis-i şeriflerinde de; "Cennet anaların ayakları altındadır." buyurarak, kadını korumada eşsiz bir hassasiyet göstermiştir. Ancak erkekler "ailenin reisi" olmak bakımından kadınlar üzerinde daha üstün bir dereceye sahiptirler. Bununla beraber, erkeklerin meşru surette kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. O devirde kadınların kadınların hiçbir hakkı yoktu. İslamiyet, ailenin mutluluğu ve sosyal hayatın huzuru, aileyi meydana getiren kadın ve erkeğin, vazife ve sorumluluklarını bilip, uygulamasına bağlı olduğunu bildirmiştir. Aile içinde kadın ve erkeğin birbirlerini anlayıp hoşgörü sahibi olmaları, aile saadeti için şarttır. Karşılıklı saygı ve vazifelerin ne olduğunun bilinmesi, yuvanın huzurlu olması için önemli hususlardır. Ailede disiplini baba sağlar. Baba adaletli davranırsa, ailede huzur olur. Sağlam temellere dayanmayan aileler ve topluluklar, en küçük bir zorlama karşısında dağılırlar. Türk milletinin tarihi boyunca her sahada kazandığı zafer ve başarılarda, Türk aile yapısının çok büyük payı olduğunu unutmayalım!. İslamiyet, ahlak ve ilme en büyük kıymeti verip, cahilliği ve ahlaksızlığı reddeder. Onun için her anne ve baba, çocuğuna ilmi, ahlaki ve dini görevlerini öğretmeye mecburdur. Öğretmezlerse mes'ul olurlar. Çünkü, her çocuk sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı burada öğrenir. Disiplin ve düzenli hayata burada alışır. Allahü teâlâya inanmayı, Peygamber sevgisini, vatan-millet aşkını, gelenek ve göreneklerine saygıyı hep burada öğrenir. Aile, ne kadar sağlam olursa, toplum o derece güçlü temeller üzerine kurulmuş olur. Bir milleti yıkmak isteyen iç ve dış düşmanlar, ilk tahribatlarına aileden başlarlar. Osmanlının son zamanlarında, elit tabakanın evlerine giren yabancı mürebbiyeler, Batı kültürünü aşıladılar; her türlü ahlaksızlığı, fuhuşu da bu yolla yaydılar, 14 asırlık aile yapısını sarstılar. Şimdi yapılmak istenen sarsılan aileyi tamamen çökertmek... Aile sıcaklığından uzak bir otel odasına çevirmek...