Abdullah bin Ömer hazretlerine "Müslümanın Müslümandaki hakkı nedir?" diye sorduklarında, "Kendi karnını doyurup da din kardeşini aç bırakmamaktır!" buyurdu ve şöyle devam etti: "Ve kendisi giyinip din kardeşini çıplak bırakmamak; onun için gümüş ve altında cimri olmamaktır." Hazreti Hasan bir şey isteyeni geri çevirmezdi. Bir defasında adamın biri ondan istekte bulunmuştu. Ona onbin dînar verilmesini emretmiştir. Bu şahıs: "Yâ Hasan, ben bunu koyacak bir şeye sahip değilim" demek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine başına sardığı şalı ona vermiştir. Bekir bin Abdullah el-Müzenî derdi ki: "Malımın en sevimlisi, din kardeşlerime kendisiyle iyilikte bulunduğum maldır. En çirkini de geride bıraktığım maldır." Onlar, din kardeşlerinden biri borcunun ödenivermesini talep ettiği zaman severek onun borcunu ödedikleri gibi, "Yazık bize! Din kardeşimizin halini sormayı ihmal etmişiz de, kendisini, borcunun ödenivermesini talepte bulunmaya mecbur kılmışız" diyerek üzülürlerdi. İbnü'l-Mukanna'nın bir komşusu vardı. Borçlarını ödeyemediği için evini satılığa çıkarmıştı. Buna muttali olan İbn'ül-Mukanna, komşusuna evinin değeri kadar para göndermiş ve; "Sakın evini satma, çünkü senin bu evden faydalandığından daha çok biz de faydalanıyoruz" demiştir. Eshâb-ı kirâm arasında biri, bir din kardeşine bir şey hediye eder, o da diğerine hediye ederdi. Aynı hediyenin elden ele dolaşarak ilk hediye edene döndüğü de olurdu. Üstelik onlar bunu, ona muhtaç olduğu halde yapıyorlardı, fakat din kardeşlerini kendilerine tercih ediyorlardı. İçlerinden biri fakir olduğu halde evlendiği zaman, kadın tarafına verilecek mehri onun namına ödüyorlar ve kendisine de bir senelik nafaka yardımı yapıyorlardı. Bununla onlar, hem onu sevindirmek hem de geçim sıkıntısı yüzünden düçar olacağı üzüntülerini gidermek istiyorlardı. Nitekim evlenenlerin çoğu bu sıkıntıya maruz kalmaktadır... > Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr