Hz. Ebû Said'i Hudri, doğru bildiği bir hususu söylemekten çekinmezdi. Çok cesur, fedâkâr ve sabırlı bir zât idi. Temiz ve sade bir yaşayışı vardı. Böyle olmayı severdi. Muhtaç olanlara yardım eder, onları evine alıp terbiye ederdi. Peygamber efendimizin âhirete irtihalinden sonra Ebû Said'i Hudri, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman'ın halifelikleri zamanlarında Medine'de fetva ile meşgul oldu. Her türlü fitneden uzak olmaya çalıştıysa da bozuk fırkalardan Haricilerle yapılan Nehrevan harbine katıldı. Bu savaştan sonra Sevgili Peygamberimiz ile beraber olduğu günlerdeki bir hadiseyi hatırladı... Bir gün, Peygamberimiz Eshâbına, bir şeyler taksim ediyorlardı. Bir adam gelip: "Yâ Resûlallah! Adalet üzere hareket et" dedi. Peygamber efendimiz de: "Ben adalet etmezsem, kim eder?" buyurdu. Bu hadise esnasında Hz. Ömer de orada idi. Bu adama çok kızdı ve Resûlullaha dönerek: "Yâ Resûlallah! Müsaade buyurursanız, şu adamın kellesini uçurayım" dedi. Resûl-i ekrem, ona dönerek: "Hayır, bırak. Onun bir takım arkadaşları olacak ki onlar sizin namazlarınızı, oruçlarınızı beğenmiyecek. Fakat onlar, bir ok, yayından nasıl çıkarsa, dinden öyle çıkacaklardır. Bunların içinde öyle bir adam bulunacak ki, memelerinden biri kadın memesi gibidir. Bunlar, insanlar fetret devrinde iken zuhur edeceklerdir." (meydana çıkacaklardır) buyurdukları sırada, "İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, sen zekâtı dağıtırken seni kaşla gözle muaheze ederler" âyet-i kerîmesi nazil oldu. Hz. Ebû Said'i Hudri, "Ben, Peygamberimizin işaret buyurduğu bu adamı, Hz. Ali'nin öldürdüğünü gördüm. Bu adam aynen Peygamberimizin tarif ettiği gibiydi." buyurdu. Ebû Said'i Hudri nakleder: "Peygamber efendimiz, neşelenip eğlenen bazı insanları görünce buyurdu ki "Eğer ölümü düşünseydiniz, lezzetler size tatsız gelirdi ve bulunduğunuz şu halden ayrılırdınız." Bir rivayete göre; Hz. Ebû Said'i Hudri, İstanbul'un fethi için gelen asker arasında idi. Düşmanlarla çarpışırken Edirnekapı civarında şehid oldu. Kabrini, Fatih Sultan Mehmed Han'ın hocası Akşemseddin hazretleri keşfetti. Kabri, eskiden kilise olup, camiye çevrilen Kariye Camii'nin bahçesindedir. (Bir rivayete göre de; 74 (m. 693) senesinde bir Cuma günü vefat etti. Medine'de Bakî Kabristanı'na defnedildi.)