Osmanlı tarihinin son devrinin en önemli olaylarından biri "Otuzbir Mart vak'ası"dır. Bu, dış güçlerin desteği ile yerini sağlamlaştırmak için İttihat ve Terakki tarafından tertiplenen sinsi bir plandı. Rûmî takvimle 31 Mart 1325'te olduğu için Otuzbir Mart Olayı denilmektedir. Görünüşteki tahrik ve teşvikçilerinin başında, İngilizlerle irtibatlı çalışan Derviş Vahdetî ve arkadaşları gelmektedir. Osmanlı Devleti'ni bir an önce yıkmak için, dış güçler, oyun içinde oyun oynuyorlardı. Destek verdikleri İttihat ve Terakki, basının da yardımı ile halka zulmediyor, ordu içinde de kendisine karşı olan, milletini, dînini ve vatanını seven subayları, orduda gençleştirme bahânesiyle tasfiye ediyordu. Bu, halkta ve orduda büyük bir huzursuzluğa sebep oldu. Bu fırsatı değerlendiren dış mihraklar, Derviş Vahdetî ve arkadaşlarına "İttihat-ı Muhammedî Cemiyeti"ni kurdurdular. Yayın organı olan Volkan Gazetesi ile de İttihat ve Terakki aleyhinde faaliyet gösterdiler. Bugüne kadar bu faaliyet, hep Sultan İkinci Abdülhamîd Han ile irtibatlandırılmak istenmiş ise de hiçbir ilgisinin olmadığı artık kesin olarak anlaşılmıştır. Sultanın aleyhinde olanlar bile bunu itiraf etmektedirler. Yüksek seviyede din adamları ayaklanmada yer almadıkları gibi, bu isyana karşı çıkarak beyanname neşrettiler. Sadece din cahili birkaç yobaz destek verdi. 31 Mart gecesi, erler, isyan ederek subaylarını hapsettiler. Olaya l. Ordu müdahale ettirilmedi. "Meşrutiyet elden gidiyor" yaygaraları üzerine de, isyanı bastırmak için Selanik'teki Üçüncü Ordu mensubu askerlerin ve Edirne'deki İkinci Ordu'nun katılımıyla "Hareket Ordusu" İstanbul'a hareket etti. Zaten esas maksat da buydu. Gerçek maksadı çok az kimse biliyordu. Askerlerin büyük bir kısmı gerçek durumdan haberdâr olmayıp, padişahı kurtarmaya geldiklerini zannediyorlardı. Hareket Ordusu İstanbul'a gelince, önce Yıldız Sarayı'nı muhâsara ederek Abdülhamîd Han hal' etti. Bu olayda önemli rolü olan filozof Rızâ Tevfik diyor ki: "Bizleri başta İngiliz sefiri olmak üzere Fransız, İtalyan sefirleri de çok teşvik ettiler. Onlardan büyük ölçüde fikrî destek ve teşvik görmüştük. Bir gün Talât Paşa'ya dedim ki: "Gidelim, bu elçileri ziyâret edelim, teşekkür edelim." Evvelâ İngiliz sefâretine gittik. Galatasaray'daki o muhteşem binâyı tam bir ölü sessizliği içinde bulduk. Ben emindim ki sefir de dâhil olmak üzere bütün sefâret erkânı içerdeydi. Fakat bizi karşılayan sefâret kavası, kimi sorduksa "Yok!" dedi. Bir mânâ veremeden döndük. Oğlum Said, İngiltere'de oturuyordu. Onu ziyârete Londra'ya gitmiştim. Said'e İskoç asilzâdelerinden Lord Nicholson hayli yardım etmişti. Hem bu alâkalarına teşekkür etmek, hem de eski dostluğu bir daha ihyâ eylemek üzere ziyârete gittim. Sohbet sırasında İstanbul sefâretinin bize gösterdiği o soğuk karşılama hatırıma geldi. Lord'a sebebini sordum: "Dostum Rızâ Tevfik Bey... Biz sizleri teşvik ettik. Büyük bir netice bekliyorduk. İhtilâl olacak; Sultan'la beraber temsil ettiği hilâfet müessesesi de alaşağı edilecekti. Beklediğimiz neticeyi tam alamadık. Zîrâ ihtilâl yaptınız, fakat saltanat ve hilâfet müessesesi de yerinde duruyor." Lord'a tekrar sordum: "İngiltere devletini, hilâfet müessesesi bu derece şiddetle neden alâkadar ediyor?" "Ha... Dostum Rızâ Tevfik Bey... Biz Mısır'da bilhassa Hindistan'da İslâm kitlelerini idâremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, muvaffak olamadık. Halbuki Sultan, yılda bir defâ bir "selâm-ı şâhâne", bir de "Hafız Osman Kur'ân-ı kerîmi" gönderiyor, bütün İslâm ümmetini, hudutsuz bir hürmet duygusu içinde, emrinde tutuyor. İşte biz, ihtilâlden ve sizlerden ihtilâl sonunda, sultanların da, hilâfetin de, yâni bir selâm-ı şâhâne ile kitleleri avucunda tutan kuvvetin de devrilmesini bekledik, aldandık. İşte bu sebeple bir soğuk kabul gördünüz..." (Ahmed Kabaklı-Temellerin Duruşması)