Parası olan güçlüdür!

A -
A +

Son günlerde, "Biz sömürge ülke değiliz. Kimseden emir almayız. Dayatmaları kabul etmeyiz!" gibi tepkiler oluşmaya başladı. Az da olsa, gerçekleri göremeyip Sayın Derviş'i kabullenemeyenler, protesto edenler var toplumda. Bunlar boşuna çabalardır. Netice alınması mümkün olmayan eylemlerdir. Bu tepkileri görünce, son devrin büyük alimlerinden Abdülhakim Arvasi hazretlerinin bir sözü aklıma geldi. Bu mübarek zat diyor ki: "İnsanlık tarihinden bugüne kadar ve bundan sonra da kıyamete kadar, her kaidenin bir istisnası olmuş ve olacaktır. Sadece bir kaidenin istisnası yoktur. O da; 'parası olan her zaman güçlüdür!' kaidesidir" Nasıl ki, para insanın yürüyüşünü bile değiştiriyorsa, devletlerin devletlere bakışını da değiştirir. Dün böyle olmuş yarın da böyle olacaktır. Gerçek manada hürriyet, bağımsızlık, paraya, güçlü olmaya bağlıdır. J.J. Rousseau, "Eldeki para hürriyetin simgesidir. Fakat peşi kovalanan para tam tersine köleliğin simgesidir." demiştir. Şimdi, ibret almak için biraz geçmişe gidip Osmanlının paralı ve parasız günlerine bir göz atalım... Kanuni Sultan Süleyman Han'a, Veziri, "Ruslar borç para istiyorlar ne yapalım?" diye arz edince, "Hemen verin!" der. Vezir vermekte tereddüt edince, "Ver ver!.. Bugün borç alan yarın emir alır" der. Osmanlı, paralı, yani güçlü olduğu dönemlerde nüfuz sahasında olan Macaristan, Polonya, Romanya gibi ülkelerde, kral seçilmeden önce kral adayları Osmanlıya arz edilir, onun uygun gördüğü aday, kral seçilirdi. Sonra ne oldu? İktisadi yönden çöküp borç batağına düşünce, Batılı devletlerin oyuncağı haline geldi... Bir devletin iktisadi yapısının çökmesinin birçok sebepleri vardır. Bunlardan biri de dış güçlerin o devleti avuçlarının içlerine almaları için tezgahladıkları oyunlardır. Osmanlıya da bu oyun oynandı. İç karışıklıklar sebebiyle ekonomik yönden zayıflayan devletin daha da zayıflaması için, bir tarafta içte Bankerler, diğer tarafta dışarıda Batılı Devletler, Osmanlının kanını emmeye başladılar. Zor durumda bırakmak için Fransa ve İngiltere Osmanlıya borç para vermek için her yolu deniyordu. Abdülmecid Han, tasarrufla sıkıntıyı atlatmak istiyordu. Fakat onlar borç verebilmek için kriz üzerine kriz çıkarttılar. Mesela bu gaye ile içeride elde ettikleri paşalar vasıtasıyla Osmanlıyı Kırım Savaşına soktular. Savaş masrafları devleti çok zora soktu. Padişah, buna rağmen borç almaya direndi. Sultan Abdülmecid Han'dan habersiz olarak Sadrazam Ali Paşa ilk borçlanmayı yaptı. Bunu öğrenen Sultan, Ali Paşa'yı görevden aldı. Fakat artık surda delik açılmış oldu. Borçlanmanın arkası geldi. Bir müddet sonra Devlet, sadece alınan borçların faizini zor ödeyebilir duruma düştü. Yirmibir yıllık borçlanmada alınan paranın sadece %7'si yatırımda kullanılabildi. Gerisi cari harcamalarda kullanıldı. Borçların faizi bile ödenemez hale geldi. Bu arada İngilizlerin yönlendirmesiyle Ruslar'la "93 Harbi"ne (1877-1878) girildi. Zaten iflas etmiş durumda olan Devlet büyük bir hezimete uğradı. En verimli topraklarını kaybetti. Ayrıca Rusya'ya ağır tazminat ödemek zorunda kalındı. Alacaklıların zoru ile de 1881'de Cumhuriyete kadar devam eden meşhur "duyunu umumiye" devri başladı. Böylece Devlet, ekonomik bağımsızlığını resmen kaybetti. Ekonomik bağımsızlığını kaybeden devletin siyasi bağımsızlığı da zaten söz konusu değildir. Nitekim, 1839'daki Tanzimat Fermanı, 1856'daki Islahat Fermanı, 1876'daki Kanun-i Esasiye'nin kabulü ve daha sonraki antlaşmalar hepsi de onların menfaatleri doğrultusunda neticelenmiştir. Bütün bunlar, "Parası olan güçlüdür, istediğini yaptırır," sözünün ne kadar doğru olduğunu gösteriyor değil mi? Bunun için şuna buna kızmağa, protesto etmeğe hakkımız yoktur. Ders alınmadığı müddetçe tarih daha çoook tekerrür eder gider!..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.