Hatırlarsınız 17 Ağustos 2010 tarihinde bu köşede, dinin temeli olan namaz için camilere koşan insanlarımızın bu ibadetini sinsice boşa çıkartmak için uğraşan birilerinin olduğunu yazmıştık. Bunların dinde yeri olmayan, taburede, sandalyede, sırada namaz kılınacağını söyleyerek, Müslümanların namazlarını ifsad etmek istediklerini bildirmiştik. "EN HAYIRLI AMEL!" Yazımızın sonunda da, Diyanet'i göreve çağırarak; "Acaba Diyanet bu garabete ne diyor? Dahlim yok diyerek bu işten sıyrılamaz; camilerimizi bu çirkin görünümden kurtarmak için dahli kaçınılmazdır!" demiştik. Birçok kesimden de aynı şekilde tepkiler gelmişti. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu önemli konuya kayıtsız kalmayıp, 1 Aralık 2010 tarihli Kurul Kararıyla bunun yanlışlığını, dinde yeri olmadığını bildirmiştir. Gittikçe yaygınlaşmaya başlayan bu önemli yanlışı düzelttiği için Din İşleri Yüksek Kurulu'na ve değerli başkan Prof. Dr. Mehmet Görmez'e teşekkür eder, kendilerini kutlarız. (Bu vesileyle biraz gecikmeli de olsa Sayın Başkan'a yeni görevinde başarılar dileriz. Allah mahcup etmesin.) Yüksek Kurul'un bu önemli kararını değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Karar (özetle) şöyledir: "Namaz, kulun Allah'a en çok yakınlık kazandığı bir ibadettir. Bu niteliğinden dolayı Hazreti Peygamber bu ibadeti "en hayırlı amel" (İbn Mâce, Taharet, 4) olarak tanımlamış, kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Tirmîzî, Salât, 188) Bu sebeple namazın terk edilmesine izin verilmemiş, ima ile de olsa mutlaka kılınması istenmiştir. Peygamber aleyhisselam "Kim namazı kasten terk ederse Allah'ın himayesi ondan uzak olur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI. 421) buyurmuştur. Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kur'an ve Sünnette belirtilmiş ve nasıl uygulanacağı da bizzat Hazreti Peygamber tarafından sözlü ve pratik olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, secde ve ka'de-i ahiredir. Allahü teala "Gönülden boyun eğerek Allah için namaza kalkın" (Bakara, 2/238) "Ey iman edenler, rüku edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hac, 22/77) buyurmuştur. Hazreti Peygamber de; namaz kılmayı öğrettiği bir sahabiye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra "Bunu da yaptığında namazın tamam olur" buyurmuştur. (Tirmîzî, Sünen, Ebvabü's-Salât, 226) Bu rükünlerden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (Bakara, 2/286); gücü aşan durumlar için kolaylaştırma ilkesi getirilmiştir. (Bu kolaylıkların sınırları da bildirilmiştir. İnsanın kendi anlayışına bırakılmamıştır.) Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre; "EĞER GÜCÜN YETMEZSE!.." Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hazreti Peygamber nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabiye "Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl." (Buhari, Taksiru'As-Salat, 19) buyurmuştur. Kul Rabbine ibadet ederken hem özde samimi olmalı hem de dinin belirlediği şekil şartlarını tam olarak yerine getirmeye özen göstermelidir. Özen ve hassasiyet eksikliğinden dolayı Rabbine karşı sorumlu olacağı bilincinde olmalıdır. Öte yandan camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. ..." (Kurul kararının tamamı için Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesine bakılabilir.)