Dünyaki sıkıntılar, çaresizlikler, İnsana Yaratanını hatırlatır, devamlı ona sığınmasını sağlar. Belâlar, dostları, Allahtan başka şeylere düşkün olmak günahından korur. Kafirler, bu nîmete lâyık değildir. Dostları, zorla Allaha çekerler. İstediklerini dert ve belâ ile çekerler ve onu mahbûbluk derecesine yükseltirler. İstemediklerini başıboş bırakırlar. Bunların içinden, saadet-i ebediyyeye lâyık olan, kendisi doğru yola gelip, çalışarak, uğraşarak, lutf, ihsâna kavuşur. Böyle yapmıyan, başına gelecekleri düşünsün! Görülüyor ki, seçilmiş kullara, belâ çok gelir. Diğerlerine o kadar çok gelmez. Bunun içindir ki, seçilmişlerin reîsi, beğenilmişlerin, sevilmişlerin baş tâcı olan Peygamberimiz, "Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi!" buyurdu. O hâlde, dert ve belâlar, öyle usta bir kılavuzdur ki, dostu dosta, şaşmadan kavuşturur. Gerçek Allah dostları, hazînelere, mâlik olsa, hepsini verip, dert ve belâ satın alır. Aşk-ı ilâhîden haberi olmıyan, dert ve belâdan kurtulmak için, hazineler harcar. Her ne kadar, bâzan, dostlar, dert ve belâ gelince, üzülüyor, istemediği anlaşılıyor ise de, o üzüntü ve isteksizlik, görünüştedir. Tabî'atten, maddesindendir. Bu isteksizliğin faydaları vardır. Çünkü, bu isteksizlik olmasa, nefis ile cihâd, düşmanlık edilemez. Dünyada, sıkıntı ve belâ gelmesinin bir sebebi de, doğru âşıkları, dost görünen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan âşık, belâdan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakîkî acı duymaz. Acı duyması görünüştedir. Âşıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun içindir ki, (Velî, Velîyi tanır) buyurmuşlardır. Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, yasak ettiklerinden sakınmamaktır. Emir ve yasaklar, müslümanlaradır, îmanı olanlaradır. İmanı olmayanları, kâfirleri, emir vermekle, ibâdet ettirmekle şereflendirmedi. Onlar, hayvanlar gibi, her istediklerini yapar, günah olmaz. Bunlar, ibâdet yapmadıkları için, günah işledikleri için, dünyada azâb çekmezler. Her türlü nîmete kavuşurlar. İstediklerini, çalıştıklarını elde ederler. Yalnız, zâlim olanları, mahlûklara eziyyet verenleri, dünyada cezâlarını çeker. Kâfirlere, yalnız bir emir verilmiş, onlardan yalnız birşey istenilmiştir. Bu bir emir, îman etmeleri, müslüman olmalarıdır. Kâfirler, bu emri dinlemedikleri için, biricik suç işlemiş oluyorlar. Fakat bu suç, en büyük suçtur. Bu suçun cezâsı, pek büyük, çok acı ve sonsuzdur. Dünyada böyle cezâ olamaz. Bu sonsuz cezâ, bunlara, âhırette, Cehennemde verilecektir.