Sıkıntılardan ders alabilmek!..

A -
A +

Müslüman, ferah zamanında da, sıkıntı zamanında da Cenab-ı Hakkı unutmaz. Olanlardan, ibret alır, kendine ders çıkartır. Çünkü, hayır ve şerrin, iyi ve kötünün Allah'tan olduğunu, buna inanmanın imanın şartı, yani Müslüman olmanın şartı olduğunu bilir... TEHLİKELİ BİR İMTİHAN!.. İnançlı kimsenin, rahat zamanında Cenab-ı Hak'tan razı olduğu gibi, sıkıntılı zamanında da razı olması lazımdır. Sıkıntı da onun iyiliği içindir. Çünkü sıkıntı, insanın kul olduğunu, acizliğini hatırlatır. Rahatlığın, rehavetin, gevşekliğin verdiği gafleti ortadan kaldırarak, Cenab-ı Hakka yönelmeyi, sığınmayı artırır. Cenab-ı Hakkın emir ve yasaklarına daha sıkı sarılmaya yöneltir. Bundan daha büyük iyilik olur mu? Burada önemli olan, sıkıntılardan ders alabilmek, isyan etmemektir. Rahatlıktan sıkıntıya, zenginlikten fakirliğe düşüp buna sabredebilmek kolay bir iş değildir. Bu, insan için zor olduğu gibi tehlikeli bir imtihan aynı zamanda. Bunun için Peygamber efendimiz, "Fakirlik küfre sebep olur" buyurdu. Bu tehlikeden kurtulabilmek için, sıkıntıların geçici olduğuna, her sıkıntının arkasından bir ferahlığın geleceğini düşünmelidir. Çünkü ayet-i kerimede, "Her sıkıntıdan sonra, ferahlık, kolaylık vardır." (94/ 6) buyurulmuştur. Birçok kimseye sermayesiz rızık gönderdiğini, birçok sermayenin de, felakete sebep olduğunu düşünmelidir. Kendi sermayesinin elden çıkmasını, sıkıntıya düşmesini, planlarının altüst olmasını hayra yormalıdır. Resûlullah Efendimiz "Bir kimse geceyi, yarın yapacağı işleri düşünmekle geçirir. Hâlbuki o iş, bu kimsenin felaketine sebep olacaktır. Allahü teâlâ, bu kuluna acıyıp, o işi yaptırmaz. O ise, iş olmadığı için, üzülür. Bu işim neden olmuyor. Kim yaptırmıyor. Bana kim düşmanlık ediyor diye arkadaşlarına kötü gözle bakmaya başlar. Hâlbuki, Allahü teâlâ, ona merhamet ederek felaketten korumuştur" buyurdu. Bunun için, Hazreti Ömer, "Yarın fakir, muhtaç kalırsam hiç üzülmem. Zengin olmayı da, hiç düşünmem. Çünkü, hangisinin benim için hayrlı olacağını bilmem" buyurdu. KENDİNİ DÜŞÜNEN KİMSE... Şu misali düşünmelidir: Cenâb-ı Hak, çocuk, ana rahminde iken, çalışmaktan âciz olduğu için ona, göbeğinden; dünyaya gelince, anasının göğsünden rızık gönderiyor. Bir şey yiyebileceği yaşa gelince, dişleri yaratıyor. Anası, babası ölür, yetîm kalırsa, anasına babasına verdiği merhamet gibi, başkalarına da verip, herkesin kalbini, yetîme karşı merhametle dolduruyor. Önce, ona yalnız anası acırdı. Kimse bakmazdı. Anası ölünce, binlerce kişiyi, ona şefkatle baktırıyor. Daha büyüyünce, çalışmak için kuvvet veriyor. Para kazanmak arzusunu veriyor. Kendine karşı merhameti, şimdi içine yerleştiriyor. Bir kimse, bu arzudan vazgeçip, takvâ yolunu tutar, kendini yetîm hâline korsa, ona karşı kalbleri, yine şefkatle doldurur. Herkes, bu kimse Allah yolundadır. Her şeyin iyisini buna vermelidir der. Para kazanırken, kendine, yalnız kendi acırdı. Şimdi sıkıntılara rağmen Allah yolundan ayrılmadığı için herkes buna acır. Fakat, takvâ yolundan ayrılır, nefsine uyar ve çalışmazsa, kalblerde ona karşı şefkat hâsıl etmez. Kendini düşünen kimsenin, çalışıp, ihtiyaçlarını elde etmeyi düşünmesi lâzımdır. HAKİKİ MÜMİNE YAKIŞAN... Demek ki, Allah yolunda olup, yetîm gibi olana karşı, herkesin kalbinde şefkat, merhamet yaratır. Bunun için, Allah yolunda çalışan kimsenin, açlıktan öldüğü görülmemiştir. Ayet-i kerimede mealen, "Allahü teâlânın rızık vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yoktur" buyurulmuştur. Bütün mesele her şeyin Allahtan geldiğini unutmayıp, isyandan, kötü düşüncelerden insanın kendini muhafaza edebilmesidir. Cenab-ı Hakkın insanı, ferahlıkla imtihan ettiği gibi, fakirlikle, sıkıntı ile de imtihan ettiğini unutmamasıdır. Hakiki Müslümana bu yakışır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.