Sosyal patlamanın panzehiri

A -
A +

Son aylarda ciddi ciddi "sosyal patlama" olur mu olmaz mı, konusu konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. MGK'nın gündemine bile girdi bu konu. Yabancıların ölçülerine göre çoktan olması gerekirdi bu patlama. Nasıl oluyor da halkımız bu kadar, tahammüllü, sabırlı olabiliyor, yabancılar buna bir türlü akıl erdiremiyorlar. Bu arada yarı ciddi, yarı fıkramsı bir anekdotu sunmak istiyorum sizlere. Uluslararası ekonomik durumların değerlendirildiği bir toplantıda, ABD, İngiltere ve Türkiye temsilcileri bir araya gelmişler.Tabii, devletlerini en üst düzeyde temsil eden, üç önemli temsilci bir arada olur da, soru sormaz mı gazeteciler? Önce ABD temsilcisine sormuşlar: "ABD'de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?" Cevap vermiş temsilci: "Valla biz, 2 bin dolar veriyoruz. Bin doları ile geçinirler... Geri kalan bin doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormayız!" Gazeteci, aynı soruyu İngiliz temsilciye de sormus... O da cevap vermiş: "Biz, memurumuza 3 bin sterlin veriyoruz. Geçinmesi için 2 bin sterlin yeterli. Artan bin sterlini ne yapar, nerede harcarlar, bizi hiç ilgilendirmez!" Her ikisinden bu cevapları alan gazeteci, bu defa da Türk temsilciye sorar aynı soruyu: "Türkiye'de bir memurun geçim standardı nedir? Kaç para ile geçinebilirler? Siz kaç para veriyorsunuz?" Bizimki ne dese beğenirsiniz? "Valla, Türkiye'de bir memurun geçinebilmesi için en az 300 milyon lira lâzım. Ama biz 150 milyon lira veriyoruz!.. Geri kalan 150 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler bizi hiç ilgilendirmiyor!" Bu konuşma olmuş da olsa, fıkra da olsa Türkiye'nin gerçeği bu değil mi? Yukarıda, bütün bu olumsuzluklara rağmen ayakta kaldığımızı yabancılar akıl erdiremiyorlar demiştik. Evet, akıl erdiremezler; çünkü bizi kendileri gibi zannediyorlar. Yardımlaşmanın, aileler arası dayanışmanın ne olduğunu bilmezler. Çünkü her şeyleri paradır, maddiyattır. Parayı ilah edinmişler. Milletimiz bu tür sıkıntılarla ilk defa karşılaşmıyor aslında. 1909'dan 1950'li yıllara kadar ekonomik sıkıntının her türlüsünü yaşadı. Hiçbir zaman isyan etmek hatırına gelmedi. Aldığı dini terbiyesi, inancı buna izin vermiyordu. Zekatıyla, sadakasıyla zengin fakiri kolluyordu. Şimdi öyle mi? Bir kesim açlıktan kırılıyor, bir kesim tokluktan çatlıyor. Mesela, İstanbul'da %1'lik kesim, toplam kazancın % 30'unun sahibi. Bir tarafta 122 milyon asgari ücretle çalışan -tabii ki bunu da bulabilirse- kimseler, diğer tarafta, saraylarda yaptıkları düğünlerde milyon dolar harcayanlar... Bütün bu uçurumlara halk ne kadar sabır gösterecek? Eskiden olsaydı, bu sabırda kimsenin şüphesi olmazdı. Fakat şimdi durum değişti. Sabırda endişe var. Sebebi de şu: Geçmişte insanları frenleyen, dini duygulardı, inançlardı. Şimdi ise, köprünün altından çok sular geçti. İnançlar epey erozyona uğradı. Erozyona uğrayan inancın yerini madde aldı. Altta kalanın canı çıksın düşüncesi, toplumda hakim olmaya başladı. "Gelsin de nereden gelirse gelsin" anlayışı gelişti. Haram-helal kavramı kalmadı. Geçim sıkıntıları vatan sevgisini de sarstı. Avrupa'ya, ABD'ye yerleşebilmek için her yolu deniyor halkımız. Eğer sarsılan vatan sevgisini tekrar kazandırmak, sosyal patlamadan emin olmak istiyorsak, bunun yolu hem sosyal adaleti sağlamak hem de dini duyguları kuvvetlendirmekten geçer. Çünkü, sosyal patlamanın panzehiri olan sabır ve dayanışmanın kaynağı dindir. Bu gerçeği görmeden, kabullenmeden netice almak mümkün değildir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.