Afganistan ve diğer İslam ülkelerindeki insanların perişan halleri, ibtidai hayatları televizyon ekranlarına yansıdıkça, çok kimse aynı soruyu soruyor: Müslümanlar bu hale nasıl düştü? Bunun cevabını bulmak için de, Batılı ülkelerin ileri gitmesi, Müslüman kimliği taşıyan ülkelerin ise geri kalması tartışma konusu oluyor. Neden Müslümanlar geri kaldılar da diğerleri ilerledi?.. Bazen bunun sebebi olarak İslamiyet gösterilir ki, düpedüz iftiradır. Bu sadece İslamiyete değil, modern bilimlere ve insanlık tarihine de iftiradır. İslamiyetin gelişmelere mani olması şöyle dursun, aksine bilimsel gelişmeleri teşvik etmesi sonucudur ki, bugün pozitif bilim dediğimiz sahanın öncüleri hep Müslümanlar olmuşlardır. Birûni, Dünya'nın döndüğünü Galile'den 600 sene önce eserlerinde yazmıştı. Newton'dan 600 sene önce dünyanın çapı hesaplanmıştı. Battani 10. Yüzyılda Trigonometrinin kâşifidir. Sinus, cosinus'u ilk kullanandır. Ebu'l Vefa, trigonometri'ye tanjant-cotanjant, sekant gibi terimleri kazandırmıştı. Mağribî ise, Pascal'dan 600 sene önce "Pascal Üçgeni"ni bulmuştu. İbrahim Heysem, optik ilmini 11.Yüzyılda kurduğunda Avrupa pislik içindeydi. Ali bin Abbas 10. Yüzyılda dünyada ilk kanser ameliyatını yapan kişi olarak tarihe geçmişti... Peki neden böylesi zirvelerden aşağılara düştük? Bunun sebebi İslamiyet olsa idi zaten zirvelere çıkamazdık. Düşmemizin sebebi İslami değerlerimizi kaybetmemizden kaynaklanmaktadır. Büyük devlet olmanın, zirvede olmanın getirdiği rahatlık, ihtiyaçsızlık ve bunun meydana getirdiği rehavet. Bunların tabii sonucu olarak ortaya çıkan tembellik. Zaten, tembellik, maddi manevi her gelişmenin, her iyiliğin baş düşmanıdır. İyi bir Müslüman olmak, Sevgili Peygamberimizin davranışlarına uymakla doğru orantılıdır. Peygamberimiz tembeli sevmez, tembellikten Allah'a sığınırdı. Çalışmada gevşeklik gösterilerek Peygamberimizin emrine uymayınca, duraklama ve gerileme başladı. Halbuki, Peygamberimiz bir Müslümanın çalışmasının, üretimde bulunmasının, ailesini geçindirmesinin, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmasının ibadet olduğunu buyurmuştur. Özellikle tembelliğin Müslüman hayatında yeri olmadığını hadîs-i şerîflerde açıkça beyan etmişlerdir. "Rabbim!... Tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın verdiği düşkünlük ve cimrilikten sana sığınırım." "Birinizin sırtında odun taşıması, insanlara el açmasından daha iyidir." "Bir Müslümanın yiyip içtiklerinin en helal ve bereketli olanı, çalışıp kazanarak elde ettiğidir." "Doğru sözlü ve her konuda güvenilir ticaret adamı, âhirette peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle birlikte olacaklardır." En kötü şartlar altında bile çalışmak, başkalarına el açmaktan daha iyidir. Sevgili Peygamberimiz, Eshab-ı kiramı çalışmaya teşvik ederken bizzat kendileri de çalışarak örnek olmuşlardır. O, çocukluğunda, yanında büyüdüğü amcası Ebu Talib'in bütçesine katkıda bulunmak için koyun güderdi. Delikanlılık çağında iken, amcaları ile ticaret kervanında onlara yardımcı olurlardı. Kısaca Rasulullah Efendimizin boş oturduğunu gören olmamıştı. Sevgili Peygamberimiz bir iş yapılırken gelişigüzel değil, düzgün bir şekilde yapılmasını isterlerdi. Bunu şu şekilde ifade buyurmuşlardı; "Sizden biriniz bir iş yaptığında, onu mükemmel bir şekilde yapsın." Bir gün kendisine gelerek işsizlikten şikayet eden kişiye, dikenli bir arazide odun kesip satmasını ister. Bu kişi söz dinleyip çalışır ve iyi bir gelir elde eder. Teşekkür etmek için geldiğinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır; "Bu senin için kıyamette, dilenci olarak haşrolmandan daha iyidir" buyurmuşlardır. Zilletten kurtulmanın yolu bu nasihatlardan geçiyor. Allah, kim olursa olsun - kendisine inansın inanmasın - çalışanın, gayret edenin emeğinin karşılığını verir.