Bugün de, Babıali Kültür Yayıncılık A.Ş. (0212 454 21 69)'nin, yayınladığı bir başka kıymetli kitabından bahsetmek istiyorum. Değerli yazar İskender Pala'nın "İki Dirhem Bir Çekirdek-Hikâyelerimizle Deyimlerimiz" kitabından. Birkaç kelimeden ibaret deyimlerin her biri bir hikâyenin, bir kelimeler yumağının şifresi. Biz şifreyi söyleyince, muhatabımızın kafasındaki anlam düğümü birden çözülüveriyor. Fakat o birkaç kelimenin asla değişmeyecek, birbirlerinden ayrılmayacak şekilde kaynaşmaları ve şifrelerini çözdükleri manalarla bütünleşmeleri asırlara yayılan bir süreç. Dolayısıyla deyimler bir milletin tarih ve kültür zenginliği de aynı zamanda... İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala'nın deyimlerimizin ardındaki bu muhteşem birikime nüfuz ettiği özel bir eseri. İki Dirhem Bir Çekirdek'i okurken bir dilin zenginliğinin sadece kelime hazinesiyle ölçülemeyeceğini, kelimelerin anlam derinliklerinin de o dilin zenginliği, hatta süsü olduğunu görecek Türkçemizin gizli güzellikleriyle karşılaşacaksınız. İsterseniz bu gizli güzelliklere bu kitaptan bir örnek vereyim: "Toprağı bol olmak" deyiminin aslı nedir? "İlkçağ inançlarına göre insanlar öldükleri vakit birtakım eşyalarıyla birlikte gömülürlerdi. "Tanrılarına" sunmak ve öte dünyada kullanmak üzere mezarlara birlikte götürdükleri bu eşyalar, genellikle kıymetli maden ve taşlardan mamul kap kacak ile takılardan oluşurdu. Türk beyleri de İslamiyetten önceki zamanlarda "korugan" dedikleri mezarlarına altın, gümüş ve mücevherleriyle birlikte gömülürler, sonra da üzerine toprak yığdırtarak höyük yapılmasını vasiyet ederlerdi. Eski medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu ve Anadolu'da pek çok ünlü hükümdarlara ait bu tür mezar ve höyükler hâlâ bulunmaktadır. Altın ve hazine, her zaman insanoğlunun ihtiraslarını kamçılamış, nerede ve ne kadar kutsal olursa olsun, elde edilmek için insanı kanunsuz yollara sevketmiştir. Höyüklerdeki hazineler de zamanla yağmalanmaya başlanınca, ölenin ruhunun muazzeb edildiği düşünceyle üzerine toprak yığılır ve gittikçe daha büyük höyükler yapılır olmuş. O kadar ki ölenin yakınları ve cenaze merasimine katılanların birer küfe toprak getirip mezarın üstüne atmaları gelenek hâlini almış. Öyle ya, mezarın üzerinde toprak ne kadar bol olursa, düşmanlar ve art niyetliler tarafından açılması ve hazinenin yağmalanması o kadar engellenmiş olurdu. Bu durumda toprağı bol olan kişi de öte dünyada rahat edecek, en azından kullanmaya eşyası ve tanrılarına sunmaya hediyesi bulunacaktır. Bugün dilimizde yaşayan "Toprağı bol olmak" deyiminin aslı budur. Türklerin İslam dairesine girdikten sonra terkettikleri höyük geleneğindeki, "toprağı bol olmak" deyimi, bu defa gayrimüslimler hakkında kullanılmaya başlanmıştır. Ölenin Müslüman olmadığının alâmeti sayılmıştır. Yakın zamanlara kadar Müslüman ölüler için, "Allah rahmet etsin!", diğerleri için de "Toprağı bol olsun!" denilirdi. Şimdiki gazetelerin ölüm ilanlarında bu deyimin bilinçsizce ve Müslüman ölüler hakkında da kullanıldığını görüyoruz. Eğer ilânı verenler, kendi ölülerini rahmet yerine bol toprağa lâyık görüyor ve buna inanıyorlarsa bize de "Toprağı bol olsun!" demek düşer..." Son zamanlarda, cahilce, bu tür bir başka yanlışlık daha yapılıyor. Ölen gayrimüslimlere de, "Rahmetli" "Allah rahmet etsin!" deniyor. Dinimize göre, gayrimüslime "Rahmetli", "Allah rahmet eylesin" demek, onu Müslüman kabul etmektir; bu da küfürdür. Yani dinden çıkmaya sebeptir. Gayrimüslim açıkça, Müslüman olduğunu ilan etmedikçe dinimize göre Müslüman sayılmaz. "Gizli Müslüman" bile olsa, ona rahmetli denilmez. Çünkü dinimiz zahire, yani görünüşe göre hüküm verir...