Tuzağa düşenler!..

A -
A +

Dün, Müslümanların planlı bir şekilde, Kur'an-ı kerim meallerine yönlendirilerek fıkıh kitaplarından uzaklaştırıldıklarından bahsetmiştik. Bu sinsi tuzağa kimler düşüyor? Birincisi; altyapısı olmayan, temel dinî bilgilerden mahrum kimseler. Bunlar işin aslını bilmedikleri için, kandırılmaya, yönlendirilmeye, istismara müsait insanlardır. Demagoji ve mantık oyunlarını ilim zannederler; çünkü gerçek ilmi bilmezler. İlimle değil, basit akılları ile hareket ederler. Böyle olduğu için de, tuzağa yakalanmaları kolay oluyor. İkincisi; hiçbir şeyden haberi olmayan "entel" tabir edilen inanç boşluğundaki kimseler. İnsan, yaratılıştan bir şeye inanma ihtiyacını hisseder. İnsan, doğru veya yanlış bir şeye inanmazsa, huzursuz olur. Bu tür inançsızlık boşluğuna düşmüş kimseler, genelde, dinle pek ilgisi olmayan kimselerdir. Bu tür insanlar derler ki: "Biz iyi kötü bir şeye inanalım, fakat bu inandığımız şey, bizi bazı şeylere zorlamasın. Mesela, namaz kılmak, oruç tutmak, hanımı örtmek gibi şartlar getirilmesin. Biz özgürce istediğimiz gibi yaşayalım, inancımıza bir zarar gelmsin." DİNİ TERSİNE ÇEVİRMEK Dikkat edilecek olursa, reformcular, tam bunların istediği gibi konuşan, onların nabzına göre şerbet veren kimselerdir. Nasıl nabza göre şerbet veriyorlar, bir örnek vereyim: Diyorlar ki: "Eskiden namazın sünnetleri diye bir şey yoktu. Bunları sonradan din adamları uydurdu. Bunun için sünnetleri kılmayın. Namaz, gündüz işinizi, mesainizi mi aksatıyor? O zaman beş vakit namaz kılmaya da gerek yok, namazı üç vakte indirin. Bunu da yapamadınız, öyleyse kazaya bırakın, akşam hepsini birlikte kaza edersiniz. Akşam oldu, gündüz çok yoruldunuz, bitkin bir hâldesiniz veya misafiriniz geldi, kazasını da yapamadınız, tevbe etmeniz kâfi. Hiç üzülmeyin, Allah affetmeyi sever, hiç kafanıza takmayın, sizi de affeder. Kur'anda namazın kazası geçmiyor..." Bunların en bariz özelliklerinden biri de, her şeyi tersine çevirmek. Tersten yorumlamak. Cahil kimselerin kafalarını allak bullak etmek. Ayet-i kerimelere maksatlarına uygun mana vererek delil getirmek. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, namaz kıldırmamak için çırpınırlarken, diğer taraftan da, kadınlara, hayz hâlindeyken namaz kıldırmaya çalışıyorlar, hem de âyeti kerime meallerni istismar ederek. Diyorlar ki: "Kadınların hayz hâlindeyken oruç tutmalarının, namaz kılmalarının, yasak olduğu ayetlerde açıkça geçmiyor. Bunun için kadınlar, bu hâldeyken de namaz kılmalıdır, oruç tutmalıdır. Namazda da, başka zamanda da, kadınların örtünmesi şart değil. Bunları âlimler sonradan uydurdu..." KUR'ANDA ZEKATIN ORANI YOK Diğer taraftan bir tüccar, zekât vermek istiyor. Fakat, mal canın yongasıdır misali, vermek zor geliyor. Kafa karıştırıcılar hemen imdadına yetişiyorlar: "Bak meale, Kur'an-ı kerimde verilecek zekâtın oranı bildirilmemiş. Oran çok önemli olsaydı, bildirilirdi. Bunun için, önemli olan vermektir. Miktarı önemli değildir. Sen gönlünden kopanı ver, kâfi. Allah kabul eder..." Halbuki, Peygamber Efendimiz, zekatın ne oranda nasıl verileceğini açıkça bildirmiş. Hadis-i şerifler bunlar için delil olmadığından kendilerine göre yorum yapıp insanları yanlışa zorluyorlar. Halbuki, Kur'an-ı kerimin muhatabı Peygamber Efendimizdir. En güzel, en doğru açıklayan O'dur. Peygamberimizin bildirdiklerini es geçip doğrudan Kur'an-ı kerime yönelmek, Peygamberimizi devre dışı bırakmak olur. Bu bir Müslümanın yapacağı iş değildir. Nitekim, Hazreti Ömer'e, "Namazların seferde kaç rekat kılınacağını Kur'anda bulamadık" diye sorulunca, "Allahü teâlâ, bize, Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Kur'an-ı kerimde bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, dört rekat farzları iki rekat olarak kılardı. Biz de, öyle yaparız" buyurdu. Kısacası, dinimizin bozulmaması, oyuncak haline getirilmemesi için; 14 asırdır nasıl yaşanmışsa, nasıl bizlere ulaşmışsa, aynı yolu takip edip, dinimizi fıkıh kitaplarından, İlmihal'den öğrenmekten ve öğretmekten başka çaremiz yoktur...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.