Dün öyleydi. Bugün de öyle. Yarın da öyle olacak... İlme önem veren milletler, her zaman, her devirde medeniyette, teknolojide söz sahibi... İlme gereken önemin verilmesi de, buna yatırım yapılması ile anlaşılır. Bugün, teknolojide zirvede olan Amerika Birleşik Devletleri'nde, öğrenci başına, yılda 1272 dolar harcanırken, Türkiye'de yalnızca 72 dolar harcanıyor. Okuma oranları da, o ülkenin ilmi seviyesini gösterir. Mesela, ABD'de bin kişiye düşen gazete sayısı 200, Almanya'da 400, Japonya'da 500 iken bizde 81'dir. Fransa'da kişi başına yılda yedi kitap düşerken, Türkiye'de yedi kişiye bir kitap düşüyor. Biz kütüphanelerimizde 11 milyon kitaba sahip iken; düne kadar küçük bir vilayetimiz olan Bulgaristan, 41 milyon kitaba sahip; bizde 1.310 kütüphane varken onlarda 4.237 kütüphane var. Bizde nüfus 70 milyon, onlarda bizden neredeyse 9 misli az ve 8 milyon! Onların kütüphanelerinde nüfus başına 5 kitap düşerken bu ortalama bizde sadece 0.16! Kitap, gazete, o ülkenin eğitim durumunu, kültür seviyesini gösterir. Biz okuyup yazan değil bol bol konuşan bir milletiz. İşte bu yüzden kültürel boyutumuz eksik kalıyor, noksan kalıyor. Mutlaka, ama mutlaka okumaya alışmak okumaya çalışmak zorundayız. Çünkü bilenle bilmeyen bir olmaz. Bilmek için duymak yetmez, okumak şart. İlk emri de "Oku" şeklinde olan dinin mensupları olarak bu bize yakışmıyor. Peygamberimizin ilmi öven ve teşvîk buyuran sözleri o kadar çoktur ve meşhurdur ki, gayrimüslimler bile bunları bilmektedir. Peygamber efendimiz, "İlim, Çin'de de olsa alınız" buyurmuştur. Bu, dünyanın en uzak yerinde ve kâfirlerde de olsa, gidip ilim öğreniniz, demektir. Bir hadîs-i şerîfte de, "Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz, çalışınız" buyuruldu. Bu emre göre, bir ayağı mezarda olan seksenlik ihtiyarın da çalışması lâzımdır. Öğrenmesi ibâdettir. Dinimiz ilme bu kadar önem verdiği için, İslam âlemi, ilmin gelişmesinde ve yayılmasında çok önemli olan kâğıt üretimine ve kullanımına da Batı'dan çok önce başlamıştır. Bunu Batı kaynakları da belirtiyor. Mesela, Will Durant, "İslâm Medeniyeti" kitabında bu gerçeği şöyle dile getiriyor: "Müslümanlar Semerkand'ı aldıkları zaman, (712) Çinlilerden, keten ve başka bitkileri dövüp hamur yaptıktan sonra, bu hamuru ince yapraklar halinde kurutmayı öğrendiler. Bu madde, 'papirüs'ün yerini aldı. İslâm dünyasında ilk kâğıt fabrikası 794'te Vezir Harun'un oğlu El-Fezl tarafından Bağdat'da kuruldu. Daha sonra Müslümanlar kâğıt yapımını Sicilya ve İspanya'ya götürdüler; kağıtçılık buradan İtalya ve Fransa'ya geçti. Mekke'de 794 yılında, Mısır'da 800, İspanya'da 950, İstanbul'da 1100, Sicilya'da 1102, İtalya'da 1145, Almanya'da 1228, İngiltere'de 1309 yıllarında kullanıldı. Bu yeni keşif sayesinde kitapçılık hızla gelişti. Kitapçı dükkânları o devirde, aynı zamanda istinsah (çoğaltma) işlerinin, hat sanatının ve edebî toplantıların da merkeziydi. Öğrencilerin çoğu, hayatlarını kitap istinsah ederek kazanırlardı. Camilerin çoğunun birer kitaplığı olduğu gibi, şehirlerde de genel kitaplıklar vardı. Rey şehrindeki genel kitaplığın kataloğu, 12 cilttir. Moğollar Bağdat'ı yıktıkları zaman, şehirde 36 genel kitaplık vardı. Meşhur bilgin el-Vakidi, ölümünde 600 kitap sandığı bırakmıştı. Bu sandıklardan her biri, iki kişi tarafından güçlükle yerlerinden kaldırılabiliyordu. 10. Yüzyılda Sahip İbni Abbas gibi hükümdarların kitaplıklarındaki kitap sayısı, bütün Avrupa kitaplıklarındaki kitap sayısından daha çoktu. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kitap aşkı görülmemiş, rastlanmamıştır." İşte asırlara hükmeden "Doğu Medeniyeti"nin kaynağı bu aşktı. Ne zaman ki bu aşk söndü, medeniyetin liderliği de Batı'nın eline geçti. Ne diyelim; At binenin, kılıç kuşananındır...