Türkiye'nin ticari hayatında "çerçi" kültürünün önemli bir yeri olduğunu biliyor muydunuz? Köy ve pazarları gezen bu esnaf, genellikle tuhafiye malzemesi satardı. İncik boncuk türü şeylerle dolu olan sandıkları ellerinde; o köy senin, bu pazar benim dolaşırlardı.
Biti biraz kanlanan bir katıra yüklerdi yükünü. Daha da güçlendiğinde at arabasına. Motorlu araca sahip olmak ise bu işin zirvesiydi.
"Çerçilik" deyip geçmeyin. Müthiş bir tecrübedir o. Önemli bir kısmı sanayici oldu zaten. Sanayileşmeyle birlikte satış şekli de değişti. Tekstil fabrikalarının ürettiği kumaşlar Tahtakale'deki hanlarda satılmaya başlandı. Anadolu esnafı gelip bu hanlardan mal aldı.
Daha sonraları fabrika sayısı arttı ve rekabet kızıştı. Üretici, pazarlama tekniklerini kullanmaya mecbur kaldı ve Anadolu esnafının ayağına gitmeler başladı. Siparişler toplanır, sonra da sevk edilirdi.
Şimdi artık AVM dönemi. Üretim, pazarlama, satış ve lojistik entegre hale geldi. Bu sisteme paralel gelişen internet üzerinden gerçekleştirilen satışlardaki artışı da göz ardı etmemek lazım. Bir "tık"la dilediğiniz her şeyi satın alabiliyorsunuz.
Bu söylediklerim ülke içinde karşılaşılan uygulama. Bunun bir de uluslararası yanı var ki, esas değişim orada oldu. Uluslararası satıcılar, çerçi kültürünü terk edeli çok oldu. Onlar büyük şehirlere geliyor ve muhataplarıyla görüşmelerini yapıp akşama evlerine dönüyorlar. Avrupa'nın en uzak ülkesi üç, bilemedin dört saat. Asya ülkeleri de öyle. Hal böyle olunca geriye tek bir şart kalıyor: İş adamının gittiği şehirden ülkesine direkt uçuş yapan uçak seferinin olması.
İstanbul bu yönden ideal bir şehir. 20 milyona yaklaşan bir nüfusu var bir kere. Tüketimi bol. Ayrıca yeme-içme ve konaklama ihtiyacını karşılayan sayısız restoran ve otele sahip. Gel, işini gör ve akşama evine dön.
Türkiye'nin şansızlığı sadece İstanbul'unun olması. Halbuki bu şartlara haiz başka mega kentlerin de olması lazım. Yeni trend bu çünkü. Hiç de zor bir şey değil bu şehri kurmak; onu da söyleyeyim. Globalleşme bu imkânı veriyor. Geriye bir tek; iyi planlama kalıyor. Ki, istenir se; o da kolay.
Şehrin kurulacağı yeri tespit edip yatırımcı şirketlere haber uçurmak yetiyor bu sistemde. "Biz şu bölgede yeni bir şehir kurmaya karar verdik. Yatırım yapan firmalara arsa vereceğiz. Şu kadar sene vergi indirimi uygulayacağız" şeklinde bir haber salmak yetiyor. Adamlar hazır zaten.
Haa, bir de tabii adamların yaptığı yatırıma güvence vermek gerekiyor. Paran ve tesisin zarar görmez. Türkiye bütün bunları yapabilme ve gerekli garantiyi verme güç ve güvenine sahip. Tek eksiği planlama. Karar verip planlama yaparsa 15 senede 10 milyon nüfuslu bir mega kent kurması işten bile değil. Sanayi olur da emek gücü gelmez mi? Gelir.
Planlı olduğu için tesisler yerli yerine kurulacağı için sanayi ve konut alanları birbirine karışmaz ayrıca. Sosyal alanlar baştan ayarlanır, konutlar düzenli inşa edilir, altyapı sağlam kurulur ve modern bir kent olur.