Duyduk duymadık demeyin. Hani şu yılan hikâyesine dönen 8.5 milyar dolarlık ABD kredisi vardı ya, işte o çıktı. Gözünüz aydın olsun!.. Borsa daha imza atılmadan coştu, faizler sapır sapır döküldü. Babacan ve ABD Hazine Bakanı John Snow'un imzayı attığı anda ise borsa hemen 14 bin puanın üzerine çıkıp 1centi gördü. Türk tahvilleri yurtdışındaki fonlar tarafından kapışıldı. Bu yaşanan iyimserlik dalgası henüz imzalama aşamasının ardından gelen dalgalanma. Hele bir de krediler gelmeye başlasın, o günkü coşkuyu varın siz düşünün. Babacan ve Snow'un imzaladığı 8.5 milyar dolarlık kredinin vadesi 10 yıl. Ayrıca 4 yıl ödemesiz olması da cabası. Peki bu paranın gelmesi için bir şart var mı? Küçük de olsa bir iki şart var tabii. Irak'a asker gönderme meselesi bunlardan birisi. Önce tezkere, sonra para!.. Hadi canım sende, demeyin. Ben söylemiyorum bunu. Anlaşmaya böyle bir şart konmuş. Her bir kredi diliminin çekilmesinde iki temel şarta bakılacağı ifade ediliyor bu sözleşmede: 1- Türkiye'nin güçlü ekonomik politikalara devam etmesi, 2- Türkiye'nin ABD ile Irak'ta işbirliği yapıyor olması. Türkiye'nin, 'İşbirliği yapacağız' demesiyle para geliyor mu? Hayır. Başka bir madde daha var orada. O maddede şöyle deniliyor: 'ABD yönetimi, kredi talebini aldıktan sonra 8 iş günü içinde Türkiye'nin şartları karşılayıp karşılamadığını tespit edecek.' Bundan da anlaşıldığı gibi ABD, kuru lafa karnının tok olduğunu açık ve seçik olarak beyan ediyor. Krediyi talep etmek için önce tezkerenin çıkmış olması lâzım. Ondan sonra Türkiye'nin ABD Hazinesi'ne müracaat etmesi gerekiyor. 'İşte ondan 8 gün geçtikten sonra veririm' diyor ABD yönetimi. Kredi çantada keklik değil yani! ABD bu sefer işi çok sıkı tutuyor. Tezkerenin çıkmasından sonra bile nasıl davranılacağını maddeler halinde bir bir sıralamış. Farzımuhal kredi verilmeye başlandı diyelim. O zaman da her taksit öncesinde Pentagon, ABD Hazine ve Dışişleri Bakanlığı yakın izlemede bulunacağı da sıkıştırılmış şartlar arasına. Öyle ya, Türkiye, ilk birkaç taksiti aldıktan sonra 'Hadi eyvallah' diyecek olursa bu maddeyi dayayacaklar gözünün önüne: 'Madem ki gidiyorsun, krediyi unut!' Ha, işler iyi gitti ve anlaşmada bir problem çıkmadı. O zaman Türkiye isterse, kredinin son iki dilimi hibeye dönüşecek. Eh, yersen. Hükümetin maçasının 8.5 attığı nokta işte burası. Kredi dalda asılı duruyor. Bir tarafta tezkere, diğer tarafta kredi. Yap tercihini!.. Başbakan Erdoğan ile Dubai'de görüşen Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Hors Köhler, 'Almanya gibi olun' diye bir söz etti. Almanların yaptığı neydi? İkince Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya, geçmişinden çok ciddi ders çıkardı ve yeni bir ekonomik anlayış koydu ortaya. 'Enflsayonist baskı ve politikalar asla kabul edilmeyecek ve uygulanmayacak.' Böyle dediler ve ardından da harfiyet uyguladılar bu kararı. Bu anlayışın temelinde en önemli madde fiyat istikrarıydı. Bir de tabii Alman Merkez Bankası'nın özerkliğinin korunması. Bu ikili vazgeçilmez ilkeler sayesinde Alman ekonomisi ayağa kalktı. Haydi Türkiye, göreyim seni!.. MI ACABA?!. * Uluslararası finansçılara seslenen Erdoğan, 'Disiplinliyiz. Türkiye'ye gelin' demiş... 'Yat' deyince yatıp 'kalk' deyince kalkacağımız kastıyla söylememiştir herhalde! * İstanbul'da her iki damacanadan biri korsanmış... Korsanlığın da suyunu çıkardık desenize! * HIV virüsü taşıyan Y.O. okul arkadaşları tarafından dışlanınca kekeme olmuş... Milletin kekemeliği de devletin dışlamasından kaynaklanıyor öyleyse! * Sezer, 'Kendi aranızda görüş birliğinde değilsiniz' diyerek hükümete dokundurmuş... Nihayet konuştu, hazret! * Ayağı sakat bir sürücü, 13 çocuğun bindiği bir minibüsü kullanırken yakalanmış... Kalpsiz ve ruhsuz sürücülerin araç kullanmasına ne demeli? * İsmail Cem, solun sosyolojik tabanını kaybettiğini söylemiş... Kalanlar da ayağı 'altı ok'a asılı kalanlar herhalde!