Kafam karma karışık!.. Ne diyeceğimi, ne yazacağımı bilemiyorum. Şu son günlerde yaşadıklarım tüm sigortalarımı attırdı. Mantığımda bir yere oturtamıyorum hiçbir şeyi. Yazı yazan birisi için normal değil bu, biliyorum fakat ne yapayım!.. Irak'taki hengame daha uzun süre devam edeceğe benziyorsa da sıcak savaş bitti. Benim kafamdaki karmaşa da işte bu bitişten sonra başladı!.. Türkiye, 40 gün öncesine kadar ABD'nin Kuzey Irak'a birlikte girmek istediği bir ülke değil miydi? Koalisyonun bir parçası olması için 6 milyar doları hibe, 24 milyar dolar kredi teklif etmiyor muydu? Ne oldu da ABD tarafından estirilen karayel; 40 gün içinde poyraza dönüverdi? Bu 180 derece dönüşün sebebi ne? ABD'ye, 'Kuzey Irak'a girme, sana 8.5 milyar dolarlık krediye dönüştürebileceğin bir milyar dolar hibe vereyim" dedirten sebep ne? Bir gün önce halkın arasına karışıp çocukları kucaklayan Saddam, koalisyon güçleri Bağdat'ı kuşattığı gün neden sıvıştı? Sıvışacaktı neden halkın içine girdi? 'Ben kaçarken siz ölün', demek istemiş olabilir mi? Hadi yer yarıldı Saddam içine girdi, diyelim; mangalda kül bırakmayan Baas fedaileri nereye gittiler? Parkenin çatlağına giren karınca sürüsü gibi kaybolmak var mı delikanlılığın raconunda? El Sahaf fıkrası Hâkî üniformasının içinde bile sempatikliğinden bir şey kaybetmeyen El Sahaf'ın buhar olup uçuşunu da anlayabilmiş değilim! Diplomasi alanında rekor kırdığı bir dönemde, arkasından binlerce fıkra üretilmesine aldırmayıp kaybolmasının manası ne? Şöhret olmaktan mı korktu acaba?!. AKP hükümeti, "Her şey yolunda, bize güvenin" derken ne demek istiyor? Gerçekten yolunda mı acaba? IMF'yi ve onun dayattığı reçeteyi çöpe atıp vatandaşa soluk aldıracağı iddiasıyla iktidara gelen AKP, nasıl oldu da jismastikçileri bile kıskandıracak bir kıvraklıkla "Devlette daimilik esastır" diyerek; niyet mektubunu imzaladı? ABD savaşın faturasını çıkarmış: 300 milyar dolar. Önemli değil; Iraklılar 20 sene çalışırsa ödermiş nasıl olsa! ABD askerlerinin çiçekle karşılanacağı söyleniyordu; öyle bir şey olmadı: Iraklı, el öptü. Çiçek kalmadı, el öpme verelim, muhabbeti mi bu? Suriye, İran, Lübnan, Suudi Arabistan devlet büyükleri bugünlerde öyle esip gürlüyorlar ki, Saddam'dan hiç de geri değiller doğrusu! Arşın oradaysa kürsü burada: Bizimkilerin kürsü performansı da fena sayılmaz hani. Hani Türkiye'nin üç, hatta dört kırmızı çizgisi vardı? Tıs, birdenbire önemini kaybediverdi! Benim merak ettiğim şu: Bu çizgiler; üzerine basarak mı yok edildi, yoksa yalayarak mı? Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olması geçerli mi acaba? Türkiye, 'Avrupa Ailesi' fotoğrafına girmeyip tavır koydu da!.. Dedim ya, kafam karma karışık; bu haletiruhiye ile yazılan yazı da neticede biraz dağınık oluyor. Kusuruma bakmayın!. Erdoğan'a Özal selâmı ! Rahmetli Özal'ın iktidar koltuğuna oturur oturmaz ellerini başı üzerinde birleştirip verdiği selamı hatırlıyorsunuz değil mi? Birlik ve beraberliğin simgesi olan bu selam daha sonra ANAP selamı haline geldi. Bu selam şimdi şekil olarak bittiyse de; derin anlamı hâlâ devam ediyor. 1980'de ANAP diye bir parti yoktu. Özal tek başına kurdu bu partiyi. Tabanı olmadığı gibi verilen oyların çoğu da emanetti... Özal, başının üzerinde yuvarlayarak yaptığı o meşhur kol hareketiyle gelenleri çember içine aldı ve hepsini ANAP'a bağladı. Herkesi kucaklamayı başardı da. Buna seçmen dahil olduğu gibi bürokrat, sanayici ve sivil toplum örgütleri de dahildi. Hatta ve hatta burnundan kıl aldırmayan birçok medya mensubu bile kendilerine 'Dönek' denilmesine aldırmadan Özal'ın safına geçtiler. Özal etrafına sinerji yayan, vizyon sahibi bir siyaset adamıydı. Onun cazibesine kapılan kişiler bir daha yanından ayrılmadı. Şimdi kalkıp, Recep Tayyip Erdoğan'dan bir Özal olmasını istemek gibi bir densizlik yapacak değilim. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Doğru ama yiğidin de bir yoğurt yemesi gerekir, değil mi? Recep Tayyip Erdoğan'ın Özal'ın aynısının tıpkısı bir politika izlemesini istemiyorsam da, bürokraside bir orta yol bulmasını istiyorum doğrusu. Rahmetli Özal, MHP Lideri Alparslan Türkeş ve onun partisiyle kıran kırana kavga da ediyordu fakat buna rağmen o partinin sempatizanı bürokratlarla çalışma becerisini gösterdi. AKP'nin bu kadar devlet işini yapacak bürokrata sahip olmadığı görülüyor. İyi de, dağ gibi meselesi bulunan bu memleketin 'Hele biraz bekleyelim' diyecek kadar vakti yok, sabrı da! N'olacak şimdi?