Her rolün üstesinden gelen aktörler vardır dünyada. Mesela Antonio Queen, Marlon Brando... Bazen seyircinin karşısına kötü adam olarak çıkıyor bu oyuncular, bazen de bir centilmen. Tam profesyonel onlar. Her kimliği başarıyla canlandırıp rol kesebiliyorlar. Bir de tek tip oyuncular vardır. 'Sarışın kadını' oynayan Marilyn Monroe gibi. Rol yapmaktan ziyade kendini oynar bunlar. Bir başka örneği de Pınar Altuğ bu kategorinin. 'Çocuklar Duymasın' dizisinde 'iyi kadın'ı başarıyla oynadı ve bu rolüyle şöhret oldu. 'Çocuklar Duymasın' dizisi geçen senenin en çok izlenen dizisiydi. Diğer rol arkadaşlarıyla birlikte popülaritesi artan Pınar Altuğ, ani bir kararla eşinden ayrılıp, eşinin arkadaşı Tony Theodoridis ile birlikte yaşamaya başladı. Tam sürpriz, yani! Kamuya malolmuş bir sanatçının bir kendisi, bir de sanatçı kimliği vardır ve halk, sanatçı kimliğiyle benimser onu. Bu bir toplum psikolojisi. Kim ne diyebilir? Sonra bu durum sadece Türkiye'ye mahsus da değil. Her yerde, her ülkede aynı değerlerle yargılanır sanatçı. Sanatçı öyle de siyasetçi, iş adamı farklı mı? Hayır. Bir holding sahibi sokakta iki gün sarhoş dolaşsa; hemen borsadaki hisseleri değer kaybeder! Pınar Altuğ'un gelişmelerin içinde bunalması çok normal. Kolay değil tabii. Hem allak bullak olan iç dünyasını yeniden kuracak; hem de bu davranışını protesto eden toplumun tepkisine göğüs gerecek. İki cephede birden cebelleşmek elbette ki zor. Bir de üstüne üstlük yaptığı programlar iptal edildi. Diziden ayrılması da cabası. Aşkın gözü kördür Pınar Altuğ, aşkı uğruna her şeyi terk etti. O kadar para ve şöhreti bırakıp aşkı Tony Theodoridis'i seçti. Zor bir karardı ama Pınar kızımız bu kararı verdi. Kim ne diyebilir?!. Aşkı için tahtını, tacını, ünvanını, rahat hayatını terk eden birçok ünlü var dünyada. Hepsi de bu davranışın ardından gelen sıkıntıyı ve zorluğu göğüsledi. Başka yolu da yok bunun. Pınar Altuğ, bir açıklama yapıp 'Ben bir oyuncuyum. Oynadığım rolü bire bir yaşamak zorunda değilim' dedi. Bu dizi sadece Altuğ demek değil tabii. Bir de, kendisini çok kere 'Dikkatli ol' diye ikaz eden ve sözleri kulak arkası edilince de toplumun tepkisini dikkate alıp anlaşmayı bitiren bir yapımcı var: Birol Güven. Bu sözleriyle Pınar Altuğ; hem topluma ve hem de Güven'e meydan okuyor aslında: 'Ben topluma uyacağıma, toplum bana uysun!' Toplumun önünde gelişen bu olaya medya sessiz kalamazdı. Sonunda el attı bu konuya. Pakize Suda köşesinde, 'Erkek eşinin üzerine gül kokluyor da; kadın neden yapamıyor bunu?' diye yazdı. İclal Aydın ise, 'Bütün bunlar Pınar aşık oldu diye mi?' sorusunu sordu. Mehmet Barlas da katıldı tartışmalara. Müteveffa ABD Başkanı Kennedy'nin dul eşi Jacqueline'nin Yunanlı armatör Onasis'le evlendiğini hatırlatıp o günkü kınamalara dikkat çekti. Emre Aköz, daha farklı bir açıdan baktı olaya. Televizyon dizilerinin sinema filmlerinden farklı olduğuna dikkat çeken Aköz, dizilerde işin imaj yönünün daha baskın olduğunu vurguladı ve bu rolün Pınar Altuğ'a; tarzının Meltem'in karakteriyle örtüştüğü için verildiğini söyledi. Sözün sonunu da 'Pınar imajını yönetemedi' diye bağladı. Pınar kızımız, hem on kuruş verip hem de şoför mahallinde yolculuk etmek istiyor. Dizideki 'Meltem'in evli iken kocasının arkadaşıyla kırıştıran kadın görüntüsüne hoşgörü istiyor. Çok zor bir şey istediğinin farkında mı acaba? MI ACABA?!. Türkiye'nin geleceği aslında çok parlakmış... O günleri beklerken naçar kaldık sokakta! * Anzer balını sadece siyasiler ve bürokratlar yiyebiliyormuş... Yazık bala! * AB üyesi ülke başkanları, 'Türkiye'ye güvenimiz sürüyor' demişler... Herkes öyle diyo ama nedense kimse gelmiyo! * Ustası, 'tango'yu gözü kapalı yapmak lazım geldiğini söylemiş... Ne tangosu be, biz hayatı gözü kapalı yaşıyoruz, hayatı! * Kadının güzelliğini erkeksi şekiller tamamlıyormuş... Ha kadın-erkek, ha erkek-kadın!