Cumhurbaşkanı Sezer, kendisi kabul etmese de nihayet ikna edildi ve Irak'a asker gönderme konusu biraz daha netleşti. Türk toplumu; düşüncelerini açıkça söyleme özgürlüğünü kullanmaz, nedense. Bu cesaret; siyasetçi, bürokrat ve hatta liderlerde de yok maalesef. Karından konuşmayı yeğ tutarlar. İpten düşmeyen cambaz hazzını yaşamak yeter onlara. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay ve hükümet; hepsi farklı düşünüyor. Ha, bu yanlış mı? Değil elbette. Farklı düşünmek; doğruyu bulmaya, dolayısıyla da ayakları sağlam basmaya yarar. Neden yanlış olsun. Yanlış olan, fikirleri açıkça söylememektir. Ferasetsizlik esas burada. Birinci tezkerede bunun daniskası yaşandı. Cumhurbaşkanı Sezer, işin hep 'meşruiyet' tarafına takılıp kaldı. BM istesin, gönderelim havasındaydı. Asker de haklı olarak; siyasetçinin karar vermesini bekledi. Siyasetçi ise askerin arkasına saklanıp, 'O ne derse o' uyanıklığıyla işi götürmeye çalıştı. Sonuç fiyasko tabii! Aynı konu, dönüp dolaşıp tekrar gündeme geldi. İşi sıkı tutan asker, tavrını peşin koydu. Orgeneral Yaşar Büyükanıt, çok açık ve net bir açıklama yaptı: 'Komşudaki yangına bigane kalamayız.' Bu açıklama, Cumhurbaşkanı'nın ikna olmasını kolaylaştırdı... Konuyu Meclis'e taşımaya hazırlanan iktidarın, arkasında ikna olmuş bir cumhurbaşkanı ve kararlı bir asker var şimdi. Irak'a asker göndermenin stratejik özelliği yanında ekonomik tarafı da var tabii. Geçmişte amborga yüzünden milyarlarca dolar zarara uğradık. Şimdi bunları telafi etmemiz lazım. CHP, Sezer'in güç bela terk ettiği 'uluslararası meşruiyet' ilkesine, mal bulmuş mağribi gibi sarıldı... Eh, CHP bu, hoşgörmek lazım! Meşruiyet, meşruiyet... diye dile pelesenk edilen şey, Irak'a sembolik birkaç asker gönderilmesi ve onların BM emrine verilmesinden başka bir şey değil aslında. Bunun karşılığı kocaman bir '0' sıfırdır. Hepsi o! Tam bir kara mizah yani. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) netice itibariyle bir hizmet endüstrisidir. Maliyeti yüksek bir sektördür ayrıca. Türkiye, bu yüksek maliyeti göze alıp her sene üretim yaptı ve askerini dünyanın sayılı orduları arasına soktu. Şayet Birleşmiş Milletler (BM) kararı ile Irak'a asker gönderilseydi bunun ülkeye hiçbir ekonomik katkısı olmayacaktı. Gelinen son pozisyonda BM aradan çıkarılmış oluyor. Türkiye, ABD ile karşılıklı pazarlık yapma ve verdiği hizmetin bedelini isteme hakkına sahip. Türkiye'nin bu şansı iyi değerlendirmesi ve elindeki kozu iyi oynaması gerekiyor. Irak'a ABD girmeseydi; AB girerdi. Hatta Rusya, Çin girerdi. Çünkü, Hazar ve Körfez Bölgesi dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip. Ortadoğu'yu üç-beş aşirete bırakmazlar. Bu böyle biline. AB, askeri gücü olmadığı için yapmadı bunu. Şayet Türk askeri gibi güçlü bir silahlı kuvveti olsaydı; kimsenin gözünün yaşına bakmaz ve Irak'a 'şak' diye girerdi. Onun Irak'ta akıttığı kan, ABD'nin döktüğünden çok daha fazla olurdu. Be kesin. Hele Rusya veya Çin gelmiş olsaydı omuz üstünde baş kalmazdı. Meclis, oyunu kullanırken Irak'ı düşündüğü kadar milli çıkarlarımızı da düşünüp öyle oy kullanmalı. MI ACABA ? AB zoruyla SSK'lının yaşadığı ilaç kuyruğu eziyetine son veriliyormuş... Biz eziyetsiz yaşayamayız. O bitse başkası bulunur! Dünyayı, üç tehdit bekliyormuş: 'Suçlu devlet', 'Başarısız devlet' ve 'Uluslararası terörizm'... Bizim suçsuz ve çok başarılı devletimiz, terörerden korkmaz; kodu mu oturtur! Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, fiyatları otobüs fiyatına çekeceklerini bildirip, 'Herkes uçağa binecek' demiş... Eh, ne de olsa Ulaştırma Bakanı. Diğerleri gibi dolmuşa bindirecek değildi herhalde! Gürtuna, kanalizasyonların artık robotla temizleneceğini söylemiş... İyi de robotun yürüyeceği kanalizasyon nerede?