Kim ağzını açsa, 'Ah eski bayramlar!' diye hayıflanıyor. Neden? Eski bayramlar daha mı iyiydi? Zannetmem. Bayramlar hep iyidir bir kere. Bu mübarek günlerin mutlaka bir tatlılığı, güzelliği vardır. Bayram olur da hiç güzel olmaz mı? Hafıza-i beşer nisyan ile malul'dur. Şüphesiz doğru. Hem de öyle doğru ki, önce acı ve meşakkatler unutuluyor. Geriye kalan hoş tortu ise sevimli olup çıkıyor. Yanlış bir algılama yani. Her yanlış kötü değil ki. Hele bir düşünün: Geçmişten kalan iyi hatırlar insana dayanılmaz bir mutluluk veriyor bir kere. Kötü hatıralar da iyiler gibi tüm canlılığıyla belleğimizde kalmış olsaydı halimiz ne olurdu?!. Fakat bir haslet daha var ve o da çok önemli: Hayatı, iyisiyle kötüsünü birlikte kabullenebilmek; yani, olgunluk. Acısıyla tatlısıyla bayramın tadını çıkarmayı öğrenmeliyiz. Olgun davranmalıyız, yani. Bizim bir 'Ethem Baba'mız vardı. Hem de ne baba! Babalığının kökleri; şefkat, cömertlik ve sonsuz hoşgörüden kaynaklanıyordu. Ve tabii insan sevgisi! Bir de sevmediği olsa. Yoktu. Herkesi seviyordu. Hem de gönülden. Senelerce birlikte çalıştık onunla. Ne zaman sıkılsak ona koşar; gülen yüzüne bakıp rahatlardık. Bir nevi paratonerimizdi bizim, o. Rahmetli az konuşurdu. Onunla birlikteyken kelimelere ihtiyaç olmazdı zaten; gerek de yoktu. Gülümsemesi yeterdi bize. Rahmetlinin içi güzellik doluydu. Haliyle dışı da hep güzel olurdu. Gördüğüm bir haksızlığa kızmaya göreyim; soluğu onun yanında alırdım hemen. Olayı özetleyip daha gözüne bakmadan tüm gerginliğim kaybolup giderdi. Öfke diye bir şey kalmazdı bende. Çünkü, gözleri bir deryaydı onun. O muhteşem deryaya dalar ve onun duruluğunda yıkanıp çıkardım. Yanından ayrılırken az önceki agresif halime güler bulurdum kendimi. Bana kendimle dalga geçmeyi o öğretmişti. Boş yere öfkelenmek de neymiş canım!.. Dedim ya, gerçek bir babaydı o. Güzelle çirkinin, iyiyle kötünün, kolayla zorun iç içe olduğunu bilir ve dünyaya metelik vermezdi hiç. Delikanlının hasıydı o. Osmanlıydı. Dünyanın tüm güzelliklerini yüreğine nasıl sığdırdığını kimse bilmezdi. Hayatın tadı, ancak onu tanımakla çıkardı. 'Baba' kelimesi, tam anlamını onda buluyordu. Ethem baba, böyle birisiydi işte. Herkesi şaşırtan muzip bir tarafı vardı. Onun için öncelik; her gördüğüne selam vermek ve bir de her karşılaştığına Hakikat Kitabevi'nin yayınladığı kitaplardan hediye etmekti. Yine geçen sene, Ramazan'ın son günü birine kitap vermiş. Az sonra da, daha birkaç adım bile atmadan ruhunu oracıkta teslim etmiş. Ne zaman bir şey söyleyecek olsa, 'Dünyanın ipi kopmuş be oğlum' derdi. Dünya sevgisi yoktu onun kalbinde. Parasızdı hep. Dert etmezdi bunu; olanı da dağıtırdı zaten. Birleştiriciydi. Her halükârda yapardı bunu. Geçen sene bayram günü yine yaptı yapacağını ve onsuz bıraktı onca çocuğunu. Kendisi sevdikleriyle bayram yaparken; sevenleri de saf tuttu arkasında. Bu bayram aramızda değil ama yüreğimizde. Yine delikanlı duruşuyla durup gülüyor. Allahü teala ona rahmet eylesin. Bayramınızı tebrik eder; sağlık ve sıhhatle bu güzel günlerin tadını çıkarmanızı dilerim. MI ACABA?!. TOBB Başkanı, herkesi sağduyulu olmaya davet etmiş... İlahi başkan, vere vere geride bir şey kalmadı ki! * Medya, uzun tatilin, trafik kazalarıyla başladığını yazmış... Dönüşte yazacağı da belli: "Tatilci yolda kaldı." Hepsi o! * Teröristler mazotla güçlendirilmiş gübreli bomba kullanmış... Neresinden bakarsan bak, b..'tan iş! * İngiltere Dışişleri Bakanı Straw, 'Türkiye'nin AB üyeliği hemen olmalı' demiş... Bu 'mış-muş'lu geyik muhabbetleri artık bıktırdı bizi, bıktırdı! * Saldırıları El Kaide üstlenmiş... Ben de ABD Başkanıyım, öyleyse!