Faiz düşer mi?

A -
A +

Enflasyon eksiye düştü. TL, bir yere tutunamayıp habire aşağı kayan döviz karşısında değer kazanıyor. Borsa belli aralıkta bir inip bir çıkıyor... Şimdi gözler faizde. Düşer mi? Aha şuraya yazıyorum: Nah düşer! İşkembeden sallamıyorum. Bir bildiğim var elbette. Bazı verileri ortaya koyarsam; meramımı daha iyi anlatmış olurum. Kamunun nakit açığını kapatmakla görevli Hazine, sınırları senelik bütçe uygulamalarıyla belirlenmiş kısa vadeli politikalar izler genelde. Devletin para ve kur politikalarını yöneten Merkez Bankası ise, Türk Lirası'nın itibarını yükseltmek maksadıyla daha uzun vadeli politikalara kafa yorar. Son senelerdeki durum tam tersi! Tasarrufların az, olanların da verimli kullanılmamasından dolayı, Merkez Bankası kısa, Hazine ise uzun vadeli programlar yapmak zorunda kalıyor! Bütçede öngörülen personel ücretinden aydınlatmaya giderine, yatırımdan bürokratın görkemli ofis tutkusuna kadar tüm harcamaların periyodik bir ödeme takvimi vardır. Devletin esas geliri olan vergiler ise aynı şekilde düzenli değildir. Mart-Nisan ayında Hazine'ye oluk oluk para akarsa da diğer aylarda kurur adeta bu kaynaklar. Başbakanlık Konutu para yok diye ayaz beyin çardağı gibi donacak değil herhalde. Hazine, kısa vadeli bonoyla borçlanıp Ocak ayında Konut'un ısıtılmasını temin eder. Mart veya Nisan ayında parası bollaşınca da bu borcu öder. Hazine'nin kamu nakit açığını kapatma görevi budur işte. Türkiye'de bütün bu işleri kördüğüm eden önemli bir mesele var: Borç faizi. Bir de tabii, vergi gelirlerinin düşük olması. Yama küçük, delik büyük. Hazine'nin tüm sistemine 'eror' verdirten konu bu. Hazine, işin içinden çıkamayacağını görünce; kanun veya kanun hükmünde kararname çıkartıp Maliye'yi uçan kuştan vergi almaya zorluyor. Yok peşin vergi, yok geçici vergi, yok şirinlik vergisi... Onlar da yetmiyor tabii. Hazine, hiç görevi olmamasına rağmen uzun vadeli tahvil çıkarıyor. ğ MB'nin rezervi Merkez Bankası (MB), 29 milyar doları döviz, 1 milyar doları da altın olmak üzere 30 milyar dolarlık resmi rezerve sahip. Aslında MB elinde bulunan bu döviz likiditesini Hazine bonosu alarak, ticari bankalara ve sanayi kesimine borç vererek değerlendirebilir ama öyle yapmayıp yurtdışı bankalara yatırıyor. Neden? Elini verip de kolunu kurtaramamaktan korkuyor da ondan! Öyle ya, para piyasasına müdahale etmesini gerektiren bir durum olsa, verdiğini geri alabilecek mi? Bütün mesele bu. Alamazsa ekonomi allak bullak olduğu gibi likiditenin de bir manası kalmaz çünkü. Dolayısıyla MB haklı olarak; yüksek kârı değil, güveni tercih ediyor. Hasılı iş dönüp dolaşıp kaynağa geliyor. Türkiye'nin kaynakları kıt; hepsi hepsi bir avuç para. Bu para piyasaya inse; anında buhar olup gider. Yatırım aşkıyla yanıp tutuşan sanayici, ev sahibi olmayı hayal eden tüketici, evladının mürüvvetini görmek isteyen ebeveyn, atölyesini büyütmek isteyen sanatkâr... hepsi o günü bekliyor. Paraya talebi düşürmenin tek yolu, faizi yüksek tutmaktır. Paranın pahalı olması nedeniyle, herkes kedinin ciğere baktığı gibi bakıp geçiyor. Merkez Bankası'nın faizleri aşağı çekmeyip, para kesesini ta yukarılara asmasının ana sebebi bu işte. Piyasada para bollaşmadan ve parayı kullanan yöneticiler aklını başına toplamadan faiz asla düşmez. Bilmem anlatabildim mi? MI ACABA ? ğ Türkiye'ye AB yolunu açan 7. Uyum da onaylanmış... Bundan sonrası kolay, yasayı kendimize uydurmada üstümüze yok çünkü!  ğ Petkim'i alamayan Uzan'ın 10 milyon dolarlık teminatı yanmış... Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu!  ğ Başbakan'ın oğlunun düğününe İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi de geliyormuş... Diş kirası olarak ne verilecek acaba?  ğ 47 muhtar, 'Her köye tuvalet' projesi için aldıkları malzemeyi satıp hayat kadınlarıyla yemişler... Haydan gelen huya gider!  ğ Dünyanın kimyası bozulmuş... İnsanlara baka baka olmuştur herhalde!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.