Amerikan Merkez Bankası FED (Federal Reserve Bank) sene başında "tahvil alımını durduracağım" açıklamasını yapmıştı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de o günden itibaren; "durduruyor"-"durdurmuyor" diye bir nevi papatya falına bakmakla geçirdiler koca seneyi.
En sonunda FED, her ay muntazam olarak gerçekleştirdiği 85 milyar dolar tutarındaki tahvil alımını, 10 milyar dolar azaltacağını bildirdi. Ayrıca FED faiz artırımına da gitmedi. Dow Jones Borsası bu kararı olumlu buldu ve rekor bir yükseliş yaşadı. Bu olumlu hava sadece Amerika'da esmedi; onu da söyleyeyim. Tüm gelişmiş ülkelerde esti.
Gelişmekte olan ülkelerde ise rüzgâr tersineydi. Türkiye mesela. Borsa düştü, dolar yükseldi. Beklenen bir şeydi. FED'in tahvil alması, piyasada doların bollaşması anlamına geliyordu. Bu da gelişmekte olan ülkelerin döviz cinsi borçlanmalarını düşük faizle yapabilmelerine imkân veriyordu.
85 milyar dolar yerine 75 milyar dolar borçlanma arasındaki 10 milyar dolarlık fark dünya piyasasını sallayacak bir miktar değildi elbette ki ama ya yarın? Yarın ne olacağı meçhul!
FED tahvil alımını azaltacağını söylerken ABD'deki enflasyon, mortgage, işsizlik gibi birçok kriteri dikkate alarak söylüyordu. İşsizlik oranı yüzde 6.5'e insin istiyor ki, henüz yüzde 7 bu oran. ABD ekonomisi inşaat (mortgage) sektörüne odaklı. Ev sahibi olmak isteyenlerin konut satın almasını kolaylaştırmak için faizi mümkün olduğu kadar düşük tutuyorlar. FED bu kriterlere göre hareket ediyor ve ABD ekonomisinin istikrarlı bir büyüme içine girmesi için çaba gösteriyor. Önümüzdeki aylarda FED yine toplanmaya ve kendi iç dengelerine göre karar almaya devam edecek elbette ki. Kritik eşik bu. FED ocak veya mart 2014 ayında "Tahvil alımını 30 milyar dolar azalttım" derse; ne olur?
Türkiye kırılgan bir dönemden geçiyor. Seçim dönemine girmiş olması daha bir hassaslaştırdı piyasayı. Ayrıca, Türk sanayicisi borç kaynak bulup öyle yatırım yapıyor. Dövizle borçlanıyor yani. Döviz bulmanın zorlaşacağı ve faizin yükseleceği ihtimali varsa; kim yatırım yapar ki? Türk yatırımcı bu ihtimali göz önüne alıp yatırımlarını askıya alacaktır mutlaka!
Diğer taraftan Türkiye'nin cari açık gibi önemli bir problemi daha var. O da dış borçla kapatılıyor. Cari açık az olmalı ki, yüksek faizle borçlanma riski ortadan kalksın. Merkez Bankası bu durumu dikkate alıp ona göre para politikası uygulayacaktır hiç şüphesiz.
Kredi kartında vade sınırlaması ve aldığı diğer tedbirler iç piyasada daralmaya neden oldu. Dolayısıyla, Türk sanayicisinin önünde bir tek ihracat alternatifi kalıyor. Bereket versin, Avrupa piyasası canlandı. Komşu ülkeler belli bir istikrara kavuştu da ihracatı arttırma imkânı doğdu.
Son söz: 2014 yılı çetin bir yıl olacağa benziyor ama iyi yönetilirse, Türkiye bu tünelden de kazasız belasız çıkabilir. Moralleri bozmaya gerek yok