Rahmetli Ayhan Şahenk bir toplantıda, banka yöneticilerini gösterip, "Bana gelip 'Bu sene çok iyi kâr ettik' diyorlar ama şimdiye kadar cebime giren para olmadı. Kârdan vazgeçtim; sermaye arttırımı için gene para istiyorlar" demiş ve bu işi hiç anlayamadığını ifade etmişti. Timur Han'ın filine benziyor banka; ne bulursa silip süpürüyor. Geçmiş hükümetlerin yanlış politikaları, bankacılık kanunundaki boşluklar müteahhit ve sanayicileri banka sahibi olmaya yönlendirdi; kârı yoksa da, itibarı vardı çünkü. Onun için bir bankası olana bir banka daha alması tavsiye edildi hep! Doğuş Grubu'nda bankacılığın payı çok küçüktü ilk başlarda. Sermaye arttırımı, profesyonelleşme, teknoloji yatırımı derken bankacılığın grup içindeki payı yüzde 40'lara tırmandı. Türkiye'nin önde gelen bankalarından birisi oldu olmasına ama para kazanmak için bekliyor hâlâ. Elini verip kolunu kurtaramama sendromu yani!.. Doğuş Grubu, çaresiz başka yatırımları küçültüp bankaya sermaye yaptı. Yetmedi; Körfezbank'ı Osmanlı Bankası'nın içinde eritti. O da kafi gelmedi Osmanlı'yı da Garanti'yle birleştirdi. Doğuş Grubu, sattı savdı bankaya yamadı ve ortaya kale gibi bir Garanti Bankası çıktı. Parası olmayanlar ise sermaye arttırımı yapamadığından BDDK'nın kucağına düştü!.. Bunun devlete maliyeti 30 milyar dolar. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Türkiye'nin 2001 yılında yaşadığı Şubat Krizi ile birlikte gelen devalüasyon kararı sonunda bankalarda 6 milyar dolarlık bir sermaye erimesi olduğunu açıkladı. Banka patronları yatak ve yorganı da satacaklar yani. Bu kadar yazıyı bankacılığın kârlı olmadığını söylemek için kaleme almadım tabii: Bankacılık çok kârlı bir sektör ama büyük sermaye istiyor. Öyle obur ki, patronun elinde avucunda ne varsa yutuyor. Sermaye yetersizliği içindeki bir bankanın ya halka açılması, ya da yabancı ortak bulması gerekiyor. Halka açılmak cazip bir alternatifse de Hazine'nin yüzde 35'lerle borçlandığı bir ülkede; kimse parasını bono ve tahvilden çekip banka hissesine yatırmaz; zaten yatırmıyor da. Geriye yabancı ortak kalıyor ama o da istikrar istiyor. Nerede kaldı bankacılık yapmanın zevki? İnşaat sektörü uyanıyor İnşaat müteahhitlerinin sabırsızlıkla beklediği Yapı 2003 Fuarı bugün açılıyor. Özelliği ise inşaat sektörünün bu fuarı 'Milad' kabûl etmesi. 17 Ağustos Depremi'nin ardından bir de kriz vurgunu yiyen sektör, o sersemlikle uykuya dalmıştı. AK Parti İktidarı'nın orman vasfını kaybetmiş arazileri halka satma projesindeki kararlılığı ve 'Vergi Barışı'nın hemen ardından imar affını gündeme getirmesi sektörü hareketlendirdi. İnşaat sektörü kalkınma dönemlerinde hep ekonominin lokomotifi oldu. Sektör, şimdi yine 'Kondu Barışı'yla birlikte bu fonksiyonu yerine getirmeye hazırlanıyor. Arazi satışı ve imar affıyla birlikte hükümetin, tahminlerin fevkinde bir gelir elde edeceğini ileri süren Alacalı İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Karahan; Arsa Ofisi, TOKİ ve inşaat sektörünün uyumlu çalışması halinde Türkiye ekonomisinin hemen toparlanacağını ve ayağa kalkacağını iddia ediyor. "Yeter ki Arsa Ofisi, müteahhitlere bir miktar arazi versin ve TOKİ'nin hazırladığı 100 bin konutluk projeye ait ilk 10 bin konuta kredi sağlasın" diyen Karahan, sektörün bunun arkasını getireceğini ifade ediyor. Avrupa Çevre Fonu'ndan da bu tür inşaatlara uzun vadeli kredi alınabileceğine işaret eden Zeki Karahan, inşaat sektörünün ayağa kalkmasını ekonominin canlanmasıyla eşdeğer olduğunu bildirdi. Geçmişte Libya'da alınan ihalelerin ekonomiye katkısıyla Türkiye'nin döviz darboğazını aştığına işaret eden Karahan, sektörün çok daha iyi yerlere geldiği bir dönemde Afganistan pazarında çok iş kaçırıldığını ifade etti ve "Irak'taki yeniden yapılanma çalışmalarında da Afganistan'daki hataların yapılmayacağını ümit ediyorum" dedi.