Tüketici, harcama yaparken bütçesine göre hareket etmek zorunda. Ayağını yorganına göre uzatmak meselesi yani. Önce zaruri olanlara para ödüyor insanoğlu; sonra ihtiyaçlara, daha sonra da konfora... Bunu yapan kişilerin uzman olması gerekmiyor. Hayat şartları, kişi ve toplumun refleksini bu yönde geliştiriyor zaten. Ekmek, kimsenin vazgeçemediği bir gıda maddesi. Ekmeği alan, parası kalmışsa peynir alıyor. Sonra da zeytin, tuz, biber, yağ... Gıdadan arta kalan para varsa giyime, giyimden kalan olursa mobilyaya, beyaz eşyaya harcanıyor. Ekmek bulmakta zorlananın pasta alması doğru olmuyor yani! Madalyonun harcama yüzü özetle böyle. Peki, kazanma yüzü nasıl? Ballı kazanç Kazanmak isteyen, en kârlı iş neyse parasını ona yatırıyor haklı olarak. Türkiye'de en kârlı yatırım ise Hazine Bonosu. Yatırımcıya yüzde 30-35 kazandırıyor çünkü. Dünyanın hiçbir yerinde böyle ballı kazanç yok. Kalkınmış ülkelerde en yüksek faiz yüzde 2-3, bilemedin yüzde 4... Bu ülkelerde kâr da pek öyle ahım şahım değil; taş çatlasa yüzde 7-8... Bu rakamlar şirketler için olduğu kadar devletler için de geçerli. Türkiye kârlılıkta dünya standardını öyle veya böyle yakalıyor; en azından çok uçuk farklar yok: Ortalama yüzde 5'lik bir büyümeyle gidiyor. Zurnanın zırt dediği yer burası işte. Yüzde 5 büyümeye karşılık yüzde 35 faiz! Böyle bir kazanç varken kimse risk alıp yatırım yapmıyor. Parası olan Hazine Bonosu alıyor ve yan gelip yatıyor! Bu çemberi kırıp yatırımı hızlandırmak isteyenin önce sıkı para politikaları uygulaması gerekiyor. Sadece harcamaları kısmakla da olmaz bu iş. Mali disiplin de olmalı. Ayrıca kamu kaynaklarını stratejik önceliklere yönlendirmek ve kamu hizmetlerini etkin ve verimli bir şekilde sunmak da lazım. Türkiye'de faiz yüzde 63'ten 60'a indi diye davul çalıp oynanıyor. Davulun ritmiyle kendinden geçen insanları gösterip ülkede problem olmadığı havası estiriliyor. Türkiye'de yöneticiliğin derinliği işte bu kadar, sorumluluğun sınırı da. Delikanlı bakan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan rahat, rahat olduğu kadar da kendine güvenen bir bakan profili çizdi şimdiye kadar. 750 trilyon lira tahmin eden IMF'yi de yanıltıp Vergi Barışı imtihanından başarıyla çıktı ve 6.6 katrilyon lira tahhakkuk sağladı. Türkiye, mali disiplin açısından dünyanın en kötü idarelerinden birine sahip. Unakıtan'ın, kısa vade için uygulanan harcama kalemlerini kısma politikalarını aşıp müdahale biçimini değiştirmesi gerekiyor. O da kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli hale getirilmesinden geçiyor. Bütçe reformu Maliye'nin işi. Hazine yapamaz bunu. Merkezi kuruluşların yeniden yapılanması zaruret haline geldi. Bunu da yapsa yapsa Kemal Unakıtan yapabilir.