Hastayla dalga geçmeyin!

A -
A +

Hasta ile yakınları arasındaki ilişkileri hiç anlayabilmiş değilim. Adam kanser olmuş, yakınları bu hastalığı saklıyor hastadan. Doktora giderken, "Hiç merak etme babacığım. Küçük bir apse oluşmuş, doktor onu alıverecek. Şıp diye iyileşeceksin!" diyor. Teşhis konmuş, hastayı o onkoloji senin, bu onkoloji benim dolaştırıp duruyor; yine de, "Merak etme babacım. Küçük bir apse"den öte bilgi vermiyor ona. Adam onkoloji servisindeki hastalarla muhabbeti koyulaştırır; hangi hastalığın nasıl yayıldığını, hangi ilacın ne gibi yan etkisi oyduğunu öğrenir ama üzülmesinler diye o da oyuna uyar ve bir şeycik hissettirmez yakınlarına. Bu oyunun adı moral oluyor-muş!.. "Böyleyken böyle" diye bilgi vermez hastaya. Gerçeği söyleyip ardından da, "Korkma baba! Bu hastalığı yeneceğiz. Hepimiz senin yanındayız" desene be adam. Demez! Üstüne üstlük doktoru da alet eder bu oyuna. "Aman doktor, yaman doktor" diye yalvarır. "Babamız çok hassas bir insan. Bilmesin!" Gerçi doktorlar bu konuda biraz farklı davranmaya başladılar ama onlar da kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Vur deyince öldürüyorlar... Geçenlerde kalp ameliyatı olacak bir ahbabımı ziyarete gittim. Doktor geldi, elindeki filmleri arkadaşıma gösterip, "Senin kalp damarları perişan olmuş. Bizi çok uğraştıracak" dedi ve çıkıp gitti. Sanki oto servise giden bir kişiye ustanın, "Akü tükenmiş. Hortum patlamış. Buji başları ölmüş. Buraya nasıl geldiniz, hayret!" demesi gibi. Türkiye hasta Türkiye ekonomisi bitkisel hayata girmiş! Emisyon hacmi şişmiş... Enflasyon bütün sistemi dumura uğratmış... Borç batağında yüzüyor ülke. Türkiye bugün borç ödüyor, yarın alıyor. Bugün borçlanamazsa yarın ödemesi mümkün değil... Bugün ödeyemezse yarın borç alması da. Durum bu. Türkiye hasta... IMF doktor... Hem de öyle bir doktor ki, hiç kimsenin yapacağı bir şey kalmayan hastalar gidiyor ona. "IMF'nin bastığı yerden ot bitmez" palavralarına aldanmayın. Sağlam birini hasta ettiği görülmemiş IMF'nin. Dediğim gibi, "Çaresizim. Benim yapabileceğim hiçbir şey kalmadı. Gel bir de sen bak" diyenlere bakıyor IMF. Bu bir. Başka bir gerçek daha var; Kemal Derviş gerçeği. Enflasyonun yüzde 100'e vurduğu, döviz kurunun ikiye katlandığı, faizin yüzde 1000'lere fırladığı bir dönemde, "Gel" diye çağrılan bir teknisyen Kemal Derviş... 2001'in başlarında Türkiye'ye gelen Derviş, kimseye yalan söylemedi, bol keseden vaatte bulunmadı, palavra sıkmadı. Ekonominin gereği neyse onu söyledi ve yaptı. 2002'nin sonunda, bin 300 liradan aldığı doları bin 600 lirada teslim etti. O giderken enflasyon yüzde 30, faizler ise yüzde 50'nin altındaydı. Kemal Derviş'in bir kusuru varsa işte hepsi bu. O günün yanlışı Kemal Derviş falan değildi bence. O günkü en büyük yanlış hükümetin üç, hatta dört başlı olmasıydı. Eskiği çoksa da doğru iş yaptılar ama birbirlerine düştükleri için yaptıklarının doğruluğunu anlatamadılar ahaliye. Vatandaş da çekip attı onları. Şimdi tek başına bir iktadar var ülkede. AKP iktidarı, 57. hükümetin yapamadığını yapabilecek bir hükümet. Tek vücut halinde vatandaşın önüne çıkıp, "Bu acı reçeteyi içeceğiz" diyebilir. Seçimlerden önce Recep Tayyip Erdoğan, "Üç sene" diye bir süre de verdi ama ne olduysa oldu; bu unutuldu. Politikalar nedense, "Eski yanlış yaptı" nutukları üzerine inşa ediliyor. Acı reçete 18 Ocak Cumartesi günü Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Acı reçetelere hiç razı olmam. Topluma acı reçete sunmayız. Bizden çıkan reçeteler tatlı olur" dedi. Ardından da, "Vatandaşa verdiğimiz sözü tutacağız" diye de ilave etti. Bu parlak sözlerden popülist politika kokusu geliyor. Etmeyin, eylemeyin! Halkın beklentisini yükseltmeyin. Keşke olsa da verseniz. Yok ki! Yok... yok... Yok! İşçi emeklisine 75 milyon lira verdiniz. Bugün kaşıkla verdiğinizi yarın kepçeyle alacaksanız ne kıymeti olacak bu verdiğinizin? Birbirimize rol yapmayalım. Fırsat elden gitmiş değil. Kalkın, "Tasarruf edeceğiz. Kemerleri sıkacağız. Üç sene sonra da zımba gibi ayağa kalkacağız" deyin. Siyaset mezarlığı popülist politika yapan partilerle dolu. Sizin de orada olmanızın bu ülkeye bir faydası olmaz. Üç zarf Yeni hükümetin bakanına devir teslim anında eski bakan üç zarf vermiş. Halef daha "Ne bunlar" diye sormadan, "Bunları" demiş selefi. "Aradığında bulabileceğin bir yere koy. Başın zora girdiğinde açıp bakarsın!" Ziyaretler, tebrikler bitip gerçeklerle karşı karşıya kalan bakan paniklemiş. Ne yapacağını bilemez bir halde düşünürken, selefinin verdiği zarflar gelmiş aklına. Birinciyi açmış ve "Geçmişi kötüle" yazısını okuyunca rahatlamış. Hemen, "Enkaz devraldık. Eski hükümet berbat etmiş her şeyi..." nutukları atmış. Altı ay sonra yine koltuk sallanmaya başlayınca ikinci zarfı da açmış, "Etrafını kötüle" yazıyor. Bakan mal bulmuş mağribi gibi, "Beceriksiz bürokratlar" diye başlamış atıp tutmaya. Altı ay da böyle geçmiş. Sonunda üçüncü zarfı açmış mecburen. Ne yazıyor dersiniz? "Üç zarf da sen hazırla!"

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.