Hedefini koy ve yürü
27 Haziran 2014 01:00
Türkiye gelişen dünya liginden kopmak istemiyor. Fakat, performansı düşük. Ürün ve hizmet konularında inovatif düşünmesi gerekiyor.
Türkiye 1980'li yıllarda "kapalı ekonomi"den, "serbest piyasa ekonomisi"ne geçişin kavgasını verdi. "İthal ikamesi" ile beslenenlerin tepkisi sert oldu ama Özal İktidarı kararlıydı. 1987 yılında Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müracaatı yapan Türkiye "mal", "para" ve "insan"ların serbest dolaşımını içine alan bu organizasyonun "malların serbest dolaşımı" anlamına gelen Gümrük Birliği (GB) anlaşmasını 1 Ocak 1996 günü imzaladı.
Türkiye henüz AB üyesi değil ama dünyadaki sürecin de etkisiyle "paranın serbest dolaşımı" da kendiliğinden gerçekleşmiş oldu. Geriye bir tek "insanın serbest dolaşımı" kaldı. Türkiye AB üyesi olma isteğini sürdürüyor ama kriterlere uymakta aynı azmi sürdürdüğünü söylemek zor!
AB demek "kriter" demek. Hukuktan eğitime, ürün standardından insan haklarına, sağlıktan iş güvenliğine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Türkiye henüz askerî vesayetin hazırladığı Anayasa'dan dahi kurtulamadı.
Hemen belirteyim ki, AB kriterlerinin bile yetersiz kaldığı bir döneme girdi dünya. Eskiden "ülke" öndeydi; şimdi "şehir" önde. Eskiden "firma" öndeydi; şimdi "insan" önde. Daha doğrusu bilgi. Bilgisi olan insan dünyanın her yerinde kendine yer ve iş bulabiliyor.
Türkiye üretim yapıyor ama Avrupa'nın ya "katma değeri düşük" ya da "çevreye zarar veriyor" diye vazgeçtiği ürünleri üretiyor. Bu durum "günü kurtarma" bakımından doğru bir durum belki ama "geleceği kurtarma" yönünden bakıldığında hiçbir değeri yok.
Ne demek istediğimi anlatmak için Eczacıbaşı Topluluğu örneğini vereyim de daha bir netlik kazansın sözlerim. Eczacıbaşı Topluluğu geleceğin daha sağlıklı ekosistemlere, dinamik ekonomilere ve daha mutlu ve gelişmiş toplumlara kavuşmak için somut adımlar atılması gerektiğini düşünen bir topluluk.
O adımı atıyor da. 2011 yılında üretim tesislerinde ve idari binasında yüzde 15 enerji tasarrufu sağlamayı hedefledi mesela. Üretim tesislerinde yüzde 5.5, idari binalarda yüzde 15.6'lık bir tasarruf sağladı da. Su tüketimini de ton başına yüzde 6 azalttı. Tüketicilerin karbon ayak izlerini azaltmalarını kolaylaştıran ürün tasarımı alanında birçok proje geliştirdi ve uyguladı. Sürdürülebilirlik için şarttı bunlar.
Fırsat eşitliğine öncelik verdi ve kadınların iş hayatına katılımlarını kolaylaştırdı. Dünya Bankası ve KAGİDER iş birliğiyle yürütülen bağımsız denetimden başarıyla geçti. Üretim tesislerinin tamamında iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri projelerini hayata geçirdi.
Ürün ve hizmet inovasyonuna yönelik çalışmalarını Ar-Ge Merkezi'nde topladı. Tüketicinin yeşil ürün ve hizmetler konusunda daha fazla bilgi sahibi olmasını kolaylaştıran iletişim stratejileri geliştirdi.
Dünya acımasız bir rekabet ortamından geçiyor. Firmaların maliyetleri aşağı çekmesi, farklı ürün üretmesi ve "sürdürülebilirlik" performansını yüksek tutması gerekiyor. Eczacıbaşı Topluluğu tam da onu yaptı ve onun bu tutumu; ürünlerini, dünyanın aranılan ürünleri kategorisine soktu.
Türkiye'nin Eczacıbaşı gibi şirketlerini çoğaltması gerekiyor. Bunun için de kısır siyasi kavgaları bir kenara bırakıp geleceğe odaklanması gerekiyor.