Toplu taşıma araçlarını, işim gereği sık sık kullanırım. Bizde toplu taşıma denen şey ne ki zaten. Sağdan say; belediyle otobüsü. Soldan say; belediye otobüsü. Gerisi göstermelik! Konuyu evirip çevirirken sözün ucunu kaçırmadan tüm belediye otobüs şoförlerine peşinen teşekkür ediyorum. Hiçbir istisnası yok bu teşekkürün. Hepsine... hepsine... hepsine teşekkür ediyorum! İmkanım olsa, onlara birer maaş ikramiye verirdim ama yok maalesef. Yapabileceğim tek şey, teşekkür. Sabahın köründe servise başlayan bu fedakar insanlar, gecenin bir yarısına kadar direksiyon sallıyorlar. Yeme, içme hak getire. Eh, işleri o. İşlerini yapıp para kazanıyorlar, demeyin sakın! Kazın ayağı öyle değil çünkü. Çok çileli bir iş bu. Her şoför, günde tahminen bin kişi taşıyor. Kolay değil. Araca her binen yolcu, tepeden tırnağa stres yüklüdür bir kere. Ya evde eşiyle dalaşmıştır, ya da paydos saatine doğru şeften fırça yemiştir. Otobüsler, insan değil de barut fıçısı taşır adeta. Adam ne yapacak? Tek çare, o stresi birinin üzerine kusup rahatlamak!.. Bir punduna getirip de şoföre fırça atmak ise en kestirme yol. Hiçbir şey yapamasa, suratını asıp sert bir bakış fırlatmak bile kârdır onun için. Şoförün işi sadece direksiyon sallamak değildir bir kere. Her an burnunun dibinde biten minibüsü sollamak, başlıbaşına bir ömür törpüsüdür. Göster şu kartını be adam. Nedense kimse göstermez. Gösteren de, çok önemli kişi havası verir kendine. VIP muamelesi ister! Şoför kartı görmeli. Görmezse, arkalarda saklanan denetim elemanı hemen ensesinde biter ve o dakika basar cezayı. Hasılı, İETT şoförünün uyanık olması, gözünü dört açması gerekiyor. Hadi onu halletti diyelim. Boş kontürle geçmek isteyenlere karşı da şahin gibi olmak zorunda. Her otobüs yolcusu genç değil ya. Kadını var, yaşlısı var. Otobüse inip binmesi problem! Şoförün onu kollaması lazım. Doğrusu, başarıyorlar da bunu. Otobüsler genelde lebaleb doludur. Yolcuların birbiri üzerine iskambil kağıdı gibi devrilmemeleri için şoförün, yoldaki engelleri itinayla aşması ve fren pedalına asarken azami dikkat göstermesi gerekiyor. Araca adımını atan yolcunun oracığa kök salıp kalması da işin cabası. İlerlemeleri için sık sık ayağa kalkıp, onları ikaz etmeleri gerekiyor: 'Lütfen, ilerleyin beyler!' Bazıları, iyice espriye döküyor ki; bayılıyorum adamların bu hoşgörülü sabrına: 'Arka taraf da gider, beyim!' Bu insanlar toplumun saygısını hak ediyorlar bence. Onlara ve onların şahsında; onları seçen, eğiten, yönlendiren herkese teşekkür ediyorum. Ha, Halk Otobüsü şoförleri istisna tabii. Onların, önce çürükleri temizlemeleri lazım... Sayın Cumhurbaşkanım Geçen haftaki yazımda zat-ı alinize saygılarımı arz ettim ya, Sayın Cumhurbaşkanım. Size teşekkür etmek isteyenlerin çokluğunu bu yazı sayesinde bir kere daha öğrendim. Gelen telefonları, faksları, mailleri anlatamam. Yolda karşılaştığım yaşlı bir pir-i fani, istediği kalemimi öpüp başına koydu. İade ederken de; aydınlık yüzüne kocaman bir tebessüm yükleyip, "Kalemine sağlık, evlat" dedi. Belli ki, zat-ı şahanelerine sunduğum saygılarımı kast ediyordu, Sayın Cumhurbaşkanım. Hepsini saymama imkan yok, Sayın Cumhurbaşkanım, bu tepkileri görüp çok duygulandığımı söylemekle iktifa edeceğim. Ha, bir de kıraathane müdavimlerinin gönderdiği faks mesajı var ki, onu da sütunuma almadan edemeyeceğim, Sayın Cumhurbaşkanım. Güngören Konolu Çayevi müşterileri; şöyle diyorlar: "Bugün kü Eko politik köşe yazınızı Kını yoruz... Bir insan bu kadar yağcı olamaz... soyadınız benziyor yoksa akra banızmi Aceba yazıklar olsun." Bu mesajı hoşgörüyle karşıladım, Sayın Cumhurbaşkanım. Her şeye rağmen zaman hoşgörü zamanı, değil mi, Sayın Cumhurbaşkanım? Soyadımız tutuyor diye kimse akraba olduğumuzu zannetmesin, Sayın Cumhurbaşkanım. Araştırdım, yok öyle bir şey. Akraba olmasak bile bendenizim, Sayın Cumhurbaşkanım.