İhracatçı şaşkın

A -
A +

Dünya'nın ünlü markaları, sattıkları ürünleri Türk sanayicisine yaptırıp büyük kârlar elde ediyorlar. Türkiye, öyle ya da böyle Dünya'nın dört bir köşesine sesini duyurup kalitesini kabûl ettirdi. Bu başarıda; ucuz işçilik avantajının yanı sıra, düşük girdi maliyetlerinin de inkar edilemez rolü oldu ama o dönem şimdi bitti, bitmek üzere! Türkiye'de artık işçilik ucuz değil. Elektrik, su, vergi, SSK primi gibi girdi fiyatları da emsâl ülkeler standardının üstünde. Bugün Türkiye'de bir işçinin aylık maliyeti 300 doları geçiyor. Verimlilik de ilave edince; bu maliyet daha da artıyor. Çin'de ise ancak 30 dolar seviyesinde. Özetle, Türkiye, ucuz ürün pazarını Uzakdoğu ve Asya ülkelerine kaptırıyor; hem de hızlı bir şekilde. Türkiye'nin vakit kaybetmeden vites değiştirmesi lazım. Yani fason üretimden çıkıp, marka olması ve katma değeri çok daha yüksek olan moda satması gerekiyor. Türk sanayicisinin bir kısmı, hâlâ yabancının sipariş ettiği ürünü yapıyor ve bununla yetiniyor; hayatından memnun. Bir kısmı ise yine fason çalışıyor ama kendi koleksiyonunu satıyor. Bu grubun önemli bir kısmı marka olup, dünya piyasasına kendi markalarıyla girmek iştiyakıyla yanıp tutuşuyorlar ama bu projeyi bir türlü uygulamaya sokamıyorlar. Sokamıyorlar çünkü, markalaşmanın getireceği maliyeti taşıyamamaktan korkuyorlar. Bu şirketlerin birçoğunu tanıyorum. Finansmanları yeterli değil. Geçmişte kur farkından dolayı üç-beş kuruş kazanıp bu iş için bir köşeye koymuşlardı. Kur paritesindeki negatif artış, hepsinin birikimini yedi bitirdi. Şimdi el ele, baş başa kaldılar. Borç kaynak bulmaları ise neredeyse imkansız. İç piyasa canlanmadı henüz. Üretimin sağlanabilmesi ihracata bağlı. Tüzmen'in, 'Öncü kriz' dediği bu işte. Şayet hükümet, ihracatı güçlendirmek ve Türkiye'ye döviz girişini arttırmak istiyorsa; elini çabuk tutması ve doğum sancısı çeken ihracat sektörüne bir nevi ebelik yapması gerekiyor. Bu doğumda ebenin misyonu çok önemli. Önemli çünkü, iş; finansmanla bitmiyor. Doğacak olan çocuğun hayırlı bir evlat olacağı konusunda toplumun aydınlatılması ve ülkenin kalkınması için ona ihtiyaç olduğu hususunda halkın ikna edilmesi gerekiyor. Türk halkının ihracat kültürü gelişmiş değil çünkü. İhracatçıyı, hayali ihracat yapan kurum ve kuruluşlarla aynı kefeye koyuyor hâlâ. Bu konuda halkın eğitilmesi, gerekirse ihracatın önemini anlatan ders kitaplarının okullarda okutulması lazım. Ekonomik şartlar ve sektördeki bilgi birikimi, ihracatçıyı marka olmaya zorluyor fakat ihracatçı, tıpkı yaşlı bir çınar ağacı gibi olduğu yerde çakılıp kalarak; bu iktisadi kararı hep erteliyor. Bunda finansman yetersizliği ve geleceği görememe endişesi etkiliyse de, esas neden; toplumun duyarsızlığıdır. Şayet toplum ihracatçının bu heyecanını paylaşırsa, sektör motive olur ve markalaşır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.