"Borsaya mı yatırım yapayım, faizde mi kalayım?" Ya da
"döviz mi alayım, altın mı?"
Bu soruların küçük tasarruf sahiplerinin kafasında dolaşıyor olması,
sistemin iyi işlediğinin alametidir. Hele bir de satın aldığı
altın ya da
dövizi
yastık altında değil de bankada açtığı hesaba yatırıyorsa, deme gitsin.
Hem kendisi kazanıyor, hem ekonomiye kazandırıyor. Ki,
"çifte kavrulmuş kadayıf" denir buna.
Fakattt. Aynı sorular iş adamı ve yatırımcının kafasında dolaşmaya başlamışsa, yandı gülüm keten helva! İş adamı önünü göremiyorsa, yatırımı keser çünkü. Parasını daha sağlam ve daha garantili gördüğü alanlara kaydırır.
Nitekim 1990'lı yıllarda oldu bu. Şirketlerin bilançolarında "faaliyet dışı kâr" adı altında bir sütun açılmıştı. Bu sütun, işletmenin asli işinden değil de menkul değerlerin alım satımından elde ettiği kârı ifade ediyordu.
Tasarruf ehlinin ya da yatırımcının ekonomik değeri olan ve ülkenin büyümesine katkı sağlayan bir davranış sergilemesi, doğrudan doğruya "istikrar" ile ilgilidir. Ne kadar istikrar, o kadar kazanç ve büyüme.
Peki, istikrar ne? Hukuk. İnsanların hukuk karşısında kendini eşit hissetmesi durumu yani. Eğer hukuk, gecikmeden ve adil bir şekilde işliyorsa, orada istikrar var demektir. Türkiye'nin sıkıntısı bu işte. Hukuk hantal ve ağır işliyor!
Nedeni belli. Anayasa "Darbe Anayasası" ve devletin vatandaşı denetlemesi üzerine kurgulanmış bir Anayasa. Dolayısıyla vatandaşı ne devlete karşı koruyabiliyor, ne de güçlüye karşı. Bu durum düzeltilmediği müddetçe Türkiye'de istikrardan söz etmenin imkanı yok!
Halbuki Türkiye, ferdi tasarrufları az olan ve yatırıma ihtiyaç duyan bir ülke. Küçük tasarruflarını arttırması ve yeni yatırım sahaları açması lazım. İstikrara ihtiyacı var.
İstikrarın gelmesi ise Anayasa ile birebir ilişkili. Türkiye'nin önünde "Çözüm Süreci" var. "2023'te 500 milyar dolarlık ihracat" hedefi var. "Enerji ve Lojistik" olma isteği var. İşsizlik oranı yüzde 10 oldu. İstihdam problemini aşması gerekiyor. Türkiye'nin bunların hepsini başarıyla tamamlama potansiyeli var ama dediğim gibi istikrar olmadan olmaz bunlar!
Çözüm süreci başarıyla tamamlansa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu yatırımcı akınına uğrar. Hayvancılık, tarım, tarıma dayalı sanayi, turizm bu bölgelerin kalkınmasında önemli rol oynayacak sektörler. Sanayi de öyle. Komşu ülkelere yakınlığından dolayı birçok sanayi tesisi kurulabilir bölgede.
Türkiye hâlâ yabancı yatırımcı için cazibe merkezi. Kayıt dışı ekonomi kontrol altına alınmış olsa, yabancı sermaye neden gelmesin? Güle oynaya gelir. KOBİ'lerin yabancı sermaye ile ortaklık ve işbirliği yapması lazım ama olmuyor. Olmuyor çünkü, yabancı sermaye merdiven altı üretim yapan kayıt dışı işetmelerle rekabet edemeyeceğini görüp gelmiyor.
Türk müteşebbisi için de geçerli bu. Henüz kendisini eşit rekabet ortamında göremiyor. Bu da "Parasını döviz ve altında değerlendirmesine" neden oluyor. Bunun gelenek haline dönüşmemesi lazım.
Son söz: İnsanlar hukuka güvenirse uzun vadeli iş yapar. Devlet adamına güvenir ise hem kısa vadeli olur onun yaptığı iş, hem de "vur-kaç" taktiği uygular.