'Kamusal alan' prangası

A -
A +

Alem milletiz vesselam. İşin suyunu çıkarmada üstümüze yok! Bunca hengame arasında 'kamusal alan' olayını cımbızla bulup ortaya çıkarmak her babayiğidin harcı değil hani. Büyük iş bu, büyük iş!.. Irak, Kıbrıs, ABD ve Avrupa Birliği gibi ağır konularla uğraşmak yorar insanı. Yorulmaya ne gerek var be Sülo. Bu memleketi sen mi kurtaracaksın? Türban simge mi, değil mi? tartışmasının ateşi soğumadan, ülke gündemine bir yenisi daha eklendi: Duruşma salonu kamusal alan mı, değil mi? Hadi diyelim ki kamusal alan; bu alan nerede başlıyor, nerede bitiyor? Öyle ya, adliyenin giriş kapısı da kamusal alan mı sayılacak, yoksa sadece salonla mı sınırlı bu alan? Gel de çık işin içinden!.. Bu kadar önemli (!) bir meseleyi çözüme kavuşturmak; dünyaya yeni bir çeki düzen vermekten daha önemli ki, büyüklerimiz onunla uğraşıyorlar!.. Hatice Hasdemir adında bir sanık, duruşma salonuna başörtülü girince, kızılca kıyamet koptu. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı Fadıl İnan, anında tavır koyup sanığı duruşma salonundan çıkardı. Gerekçe: Hatice Hasdemir'in türbanı, simge olarak kullanması!.. Daire Başkanı'nın verdiği tepkiye Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'dan tam destek geldi. "Orası bir numaralı kamusal alan. Tanık da sanık da oraya türbanlı giremez.' Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özok, sivil toplum örgütü olmanın sorumluluğuyla önce yarım ağız, 'Sanık ve tanık kıyafet nedeniyle çıkarılamaz' dedi. Ama hemen ardından, 'O hanım avukatın başörtüsüyle gelişi bir tavır. Türbanı simge olarak kullandı' diyerek; karara arka çıktı. Bu konu ne kadar önemliymiş ki, birdenbire Türkiye gündemine girdi ve ta tepelere tırmanıp 'lök' gibi oturdu. Daha doğrusu 'Çankaya Tepesi'nde başlatılan tartışmaya takviye geldi. Kamu alanı tartışması bahane aslında; maksat, yer genişletme. Bunların hepsi, siyah noktaları çoğaltma gayreti. Kolay kahramanlık. Bedavacılık!.. Yahu dünya yeniden kuruluyor. Haritalar değişiyor, zenginlikler el değiştiriyor. Türkiye bunun neresinde? diyecek olsan; cevap hazır: 'Orası kamusal alan değil ki. Bize ne?' Avrupa Birliği, yeşil ışık yaktı. 'Elinizi çabuk tutun, gelin üye olun' diyor. El cevap: AB kamusal alan değil. Bizi ırgalamaz. Şu ülkede 10 milyon insan günde bir milyon 500 bin lira ile geçinmeye uğraşıyor. Buna bir çare. 'Kamusal alan'a girmiyor. Bize ne? Binlerce işyeri kapandı. Milyonlarca insan sokakta işsiz geziyor. Ne olacak bu insanların hali? 'Kamusal alan' mı ki, biz ilgilenelim. O, hükümetin işi. Biraz da TSE standartlarına kafa yorsak olmaz mı? 'TSE standartları bizim 'kamusal alan' standardımızın yanında ne ki? Uyduruk standartlarla uğraştırmayın bizi?!. MI ACABA?!. Dünyanın en geniş personel ağı Ankara'daymış... Keşke sadece orada olsaydı; ülkeyi sardı, ülkeyi! * CHP, dokulmazlıkların kaldırılmasını istemiş... Kendilerine dokunmamak şartıyla tabii! * Memur artık 'özgürce' limon satabilecekmiş... Memurluğun 'ek iş' olduğu sonunda tescil edildi! * 2004'te vergiye enflasyonun üzerinde zam geliyormuş... Vergi manyağı olacağız desenize! * Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ile birlikte güldürecekmiş... İçi çürümüş milleti tek başına güldüremeyeceğini o da anladı, demek ki! * Kemal Sunal'ın mirasını isteyen ailesi sahte imza düzenlemiş... Onlar da rahmetli gibi güldürmek istemiş demek ki!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.