Türkiye'de bin 500 termal ve şifalı su kaynağı olduğu biliniyor. Bunun anlamı şu: Türkiye tabii güzelliklerinin yanı sıra termal zenginliklere de sahip. Tek eksiği, değerlendirilmemesi.
Eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye son senelerde termal turizmi alanında önemli mesafeler aldı. Planlama da yapıldı. Plana göre 2012 yılına kadar 50 bin, 2012-2017 yılları arasında ise 100 bin yatak kapasitesine ulaşması hedefleniyor. 2017-2023 yılları arasında ise 500 bin yatak kapasitesine ulaşması bekleniyor.
Yatak kapasitesi, geçen sene sonu itibariyle belki 100 bin olmadı ama yarısı bir sayıya ulaşıldı. Yapılan tesislerin ve verilen hizmetlerin kalitesine bakıp "Hedefe ulaşılır" demek mümkün.
Termal turizmi malum, tedaviden ziyade önleyici sağlık hizmetleri olarak karşımıza çıkıyor. Bilhassa 50 yaş üstü insanların önleyici tedavi ve zinde kalma isteklerine cevap veriyor. Alım gücü yüksek olan bu insanların yüksek kaliteli wellness hizmeti almaya yönelik taleplerini karşılayan sektör, günbegün büyüyor.
Termal turizmi Avrupa'da oldukça yaygın. Sağlık sigortaları ülkelerindeki kaplıca ve termalleri destekliyor. Dolayısıyla tedavi ve rehabilitasyon merkezleri ile otel konseptleri birleşiyor ve vatandaşın bu hizmetten daha fazla istifade etmesine fırsat hazırlıyorlar.
Türkiye'de henüz doktorlar kaplıca tedavisi için vizite yazmıyor ama o konuda hazırlıklar var. Bugün yarın başlar. Jeotermal kaynaklarının bulunduğu bölgelerde tesis inşa edilmesi, o bölgenin kalkınmasına ciddi katkı sağladığını hatırdan çıkarmamak lazım. Türk halkı termal turizmine ilgi gösteriyor. Bu yüksek talebin değerlendirilmesi şart.
Kaplıca turizmi 12 ay faaliyet gösteren bir sektör. Sürekli istihdam imkânı sunuyor yani. Ayrıca, çevre ve oksijen yönünden de önemli bir farklılık arz ediyor. Bulundukları bölgeler genellikle manzarası hoş, havası temiz bölgeler oluyor çünkü.
Geçen hafta sonu Balıkesir-Sındırgı'daydım. Obam Otel'de kaldım. Müthiş güzel bir yer. Kızıl çam ormanlarıyla çevrili. Yürüyüş kulvarı, havuzu, suyu harika. Suyu, içme suyu berraklığında bir su; bin 200 metre ilerideki kaynaktan çıkıyor. Su dememek lazım aslında. 100 derecenin üzerinde bir sıcaklıkta olduğu için buhar olarak çıkıyor. Gidip o buhar dumanını seyrettim ve tadına doyamadım.
Daha sonra yürüyüşe çıktım ve çok enteresan bir olayla karşılaştım. Keçi sürüsü geçiyordu. İkisi yavruladı. Çobanın eşi geldi, oğlakların suyunu sildi. Sonra da ayaklarından tutup sürüye doğru yürümeye başladı. Keçilerden biri âdeta ağlıyordu. Çoban, "Bunun ilk yavrusu" dedi ve eşine; "Yavruyu anasına göster" diye seslendi. Keçi, "Yavrumu aldılar" diye feryat ediyordu. Kadın yavruyu gösterdi ve yavrusunun peşine takılan keçi tatlı tatlı meleyerek; sürüye katıldı.
Bu ve buna benzer güzellikleri görmek ancak o bölgelere gitmekle mümkün. Tavsiye ederim; gidip görün. Obam Otel'in sahibi Oğuzhan Demirbaş, bir otel işletmecisi gibi değil de ev sahibi gibi davranıyor. Personeli de öyle. Natürel ürünlerle dolu bir de tezgâhı var. Her şey tabii yani...