Koçum olmadan, asla!

A -
A +
Anne ve babalar çocuklarının iyiliğini istemezler mi? Ne diller dökerler, "oku, adam ol" diye. Onun eğitimi için ellerinde avuçlarında ne varsa hiç çekinmeden seferber ederler. Gelgelelim, çocuk hep sızlanır; "Neden bu kadar üstüme geliyorlar" diye. Daha da ileri gidip evden kaçmaya yeltenenlere dahi şahit oluyoruz!..  
İş yerinde as-üs çekişmesi de öyle. Çalışan "yöneticilere de şirkete de güvenmiyorum" noktasına geliverir de kimsenin haberi olmaz. Bir bakmışsınız ki, en güvendiğiniz eleman istifa edip gitmiş!..
Mutlu olmayı istemeyen eş var mıdır? Yoktur tabii ama mutsuz eş çoktur! Müşterisini kaybeden işletme sayısının fazlalığına ne demeli? Neden böyle oluyor acaba? Uzmanlar bütün bunların iletişim eksikliğinden kaynaklandığını söylüyorlar.
Anne çocuğuyla, koca karısıyla, müdür personeliyle iletişim kuramıyor ve gün geliyor ilişkiler kopuyor. Ne fena? Ayrıca "marifetin iltifata tabi olduğu"nubilmemize rağmen ihmal ediyoruz.
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızla büyüyen bir meslek var: Koçluk. Sporda çok duyduğumuz bir terim bu. Antrenör yani. Antrenör nasıl oyuncularının yeteneklerini ortaya çıkarıyorsa; koçlar da danışanlarının kabiliyetlerini parlatıyor, onlara vizyon kazandırıyor.
Gün geliyor, aile "öğrenci koçu"ndan destek alıyor. O anne-babasına karşı ayak sürüyen çocuk, eğitim koçu karşısında kuzu oluveriyor birdenbire. Neden? Koç, çocuğa nasıl davranılması, onunla nasıl konuşulması gerektiğini biliyor da ondan. İletişimde kullanılan birçok teknik var. Bunlardan biri de "sen dili"-"ben dili." "Ben dili" kullanan başarılı, "Sen dili" kullanan başarısız oluyor. "Çok kabasın, sözümü kesiyorsun" demekle; "Bir şey söylemek isteyip de sonunu getiremediğim zaman çok rahatsız oluyorum" demek arasındaki farkı gördünüz mü? Ya da "Sen hatalısın, çok yanlış davranıyorsun" ile "Senin bu davranışın beni çok üzdü" sözü arasındaki. "Sen dili" suçlayıcı bir dil; incitiyor. "Ben dili" ise incitmiyor.  
İş yerlerinin hızlı bir şekilde "insan kaynakları departmanı" kurması boşuna değil yani. Doğru iletişim kanalları açılınca, çalışanlar "yöneticilere ve şirkete güveniyorum" demeye başlıyorlar. Toplam kalite artıyor haliyle o iş yerinde. Çalışanın mutluluğu müşteriye yansıyor ve iş yerinin gelir grafiği yukarılara tırmanıyor.
ler arasındaki problemi de bir iki seansta çözüme kavuşturuyor "evlilik koçu" ya da "yaşam koçu." Bir de "yönetici koçu" var. Onlar da yöneticilere rehberlik ediyorlar. Yöneticinin "mesleki körlüğe" maruz kaldığı anlarda onları bulundukları kaos ortamından çekip çıkarıyor ve kendilerini görmelerini sağlıyorlar.
Şirketler artık insan kaynakları ile iletişim kurma yeteneği olan profesyonel yöneticilere öncelik vermeye başladılar. Personelin derdini dinleyen, mutluluğunu ve neşesini paylaşan yönetici başarılı oluyor çünkü. Personelin mutluluğu e, in mutluluğu ise müşteriye yansıyor ve sonuçta ortaya sürdürülebilir bir model çıkıyor. O model de firmanın uzun ömürlü ve kârlı olmasını sağlıyor.
Son söz: Öğrenci, yönetici,veya işverenseniz; bir koçunuz olsun. Çok faydasını görürsünüz. Yeter ki o koç, işini bilen bir profesyonel olsun.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.