Tezkerenin Meclis'te takılıp kalması tüm piyasaları olumsuz etkiledi ama faiz üzerindeki baskısı çok daha fazla oldu. Neden? Çünkü, Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı iç borçlar, daha doğrusu iç borçların çevrilebilirliği de ondan. Borsa zaten çok sığ, fazla bir işlem hacmi de yok. Beklentileri satın alan bir yapısı var. Spekülasyonla düştü, spekülasyonla ayakta durmaya çabalıyor... Dolar ise zaten ABD'den kaynaklanan sebeplerden dolayı ha bire düşüyor. Bütün dünyada değer kaybeden doların Türkiye'de tezkere bahanesiyle yükselmesi olacak şey değildi. Fakat, iç borç öyle mi ya? Hazine'nin dünkü ihalesi gösterdi ki, faizin şakaya gelir tarafı yok. Şayet faizler biraz daha yükselecek olursa; Türkiye ekonomisinde alarm zilleri çalmaya başlar. Gerçi hükümet gereken tedbirleri alıyor ve ayrıca tezkere konusunun tamamen kapanmamış olması da piyasaları bir miktar oyduğu yerde tutuyor. Piyasalar hükümete 15 günlük bir avans verdi. Bu süreyi hükümetin iyi değerlendirmesi gerekiyor. MÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bayramoğlu, hükümetin 3 aylık performansını değerlendirdiği toplantıda, Türkiye'nin önünün açık olduğunu, ancak AKP Hükümeti'nin bürokrasiye söz geçiremediği için olduğu yerde patinaj yaptığını söyledi. Ekonomi kurmaylarının faiz lobileri tarafından yönlendirildiğinin altını çizen Bayramoğlu, bu durumun da hükümete yanlış kararlar aldırdığını iddia etti. Tezkere geçmiş olsa bile bu kafayla hükümetin gene duvara toslayacağını iddia eden Bayramoğlu, sözün ucunu iç borçların konsolidasyonuna bağladı. "Bugün bankalardaki mevduat toplamı 95 milyar dolar" diyen Bayramoğlu, iç borçların da aynı seviyede olduğuna işaret ederek; şunları söyledi: "Bu borcu Türkiye, ortalama 5 sene ertelerse bankalardaki 95 milyar dolarlık mevduatın tamamı reel ekonomiye gider; hem de yüzde 30-35 reel faizle değil, dünya standartlarına yakın makûl bir oranla. Bu da Türkiye ekonomisinin hızla büyüme trendine girmesi demektir." Kendi görüşünce bu kadar basit olan bir uygulamayı yapamayan Gül Hükümeti'nin geçmiş hükümetten hiçbir farkı kalmadığını belirten Bayramoğlu, 9 Mart seçimlerinden sonra her şeyin değişeceğini söyledi. Tayyip Erdoğan'ın hem radikal kararlar alacağını, hem de tezkerenin tekrar gündeme geleceğini ve o gün Meclis'ten geçmesinin de kuvvetle muhtemel olduğunu söyledi. Klavyemin ucunu gülle... Önce gazetelerin köşe yazılarında tatlı tatlı başlayıp daha sonra dalga dalga yayılarak televizyon ekranlarına kadar taşınan ve hâlâ gündemdeki yerini koruyan F ve Q klavye tartışmalarının bir tarafından da ben tutmak istiyorum. Yo, hayır, tartışmaya karışacak değilim. Doğan Hızlan, Emre Kongar, Hıncal Uluç, Emre Aköz, Tuğrul Şavkay, Burak Özdemir gibi ustalarımız gerekenleri fazlasıyla ve tam kıvamında söylüyorlar zaten. Ben sadece yazı tuşlarının neden F, Q, harfleriyle başlayan sırada düzenlendiği hususuna biraz tuz serpeceğim; hepsi o! İlk yazı makinesi 1873 senesinde Chistoper Scholes tarafından, el yazısının güçlük ve yavaşlığını telafi etmek için bulunmuş. Bu makinin harfleri de alfabetik sıraya göre diziliymiş. Ama ortaya bir problem çıkmış hemen; makinede çok hızlı yazıldığında çubuklar birbirine karışıyor, makine de çalışmıyormuş... Bunun üzerine Scholes, Q klavyeyi dizayn etmiş. Böylece yazı makinelerinin daha yavaş yazmalarını sağlayan bir klavye ortaya çıkmış. Normalliğin fikir birliğinden başka bir şey olmadığını savunan Brezilyalı yazar Paulo Coelho, 'Veronika Ölmek İstiyor' isimli kitabında (Can Yayınları) "Çoğunluk bir şeyin doğru olduğunu düşünür, dolayısıyla o şey doğru olur" diyerek; yazı makinesi ve bilgisayar klavyelerinin, kullanıcılar daha hızlı değil, daha yavaş yazsınlar diye ayarlanmasındaki ters mantığı da bu fikrine bir örnek olarak gösteriyor. Yazarın bir başka örneği daha var kitabında, o da; saat akrep ve yelkovanlarının gidiş yönü! Floransa'da 1443 yılında Paolo Ucello tarafından tasarlanmış güzel bir saat olduğunu söylüyor yazar. Bütün öteki saatler gibi zamanı ölçen bu saatin özelliği, akrep ile yelkovanı normal saatlerin aksi yönde dönüyor olmasıymış. Paolo Ucello bu saati yaptığında farklı olma çabasında değilmiş. Aslında o dönemde, her iki yöne dönen saatler varmış ve kullanılıyormuş. Hiç bilinmeyen bir nedenle, şimdi bizim bildiğimiz yönde dönen saat tek yön kabûl edilmiş ve Ucello'nun tasarladığı saat bir anormallik, hatta delilik örneği sayılmış...