Oda'na kapanma arkadaş!..

A -
A +

Bugünlerde Türkiye'de güzel şeyler oluyor. Mesela, hükümet ve sivil toplum örgütleri arasındaki yakınlaşma ve işbirliği!.. Daha önceleri yoktu bu diyalog, varsa da kopuk kopuktu. Ekonomik Konsey toplanamıyor, toplansa bile her kafadan bir ses çıktığı için maksat hasıl olmuyordu. Şimdi eli taşın altında olanlar daha mantıklı bir güç birliği yapıyorlar. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde bir komite oluşturulacak ve her ay düzenli olarak hükümetle bir araya gelecekler. TOBB Bakanlar Kurulu üyeliği gibi bir konuma getiriliyor. Kamuoyu önünde tartışmak yerine, bir masada toplanıp müzakere edecekler. Bundan daha güzel ne olabilir? Yine de önemli olduğunu düşündüğüm için bir konuda hem hükümetin, hem de sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeden edemeyeceğim. Sivil toplum nerede? Deveye sormuşlar, "Boynun niye eğri?" diye... "Nerem doğru ki!" demiş... Türkiye'de siyaset ne kadar sığsa, sivil toplum örgütleri de o kadar sığdır... Başka bir deyişle, biri ötekinden daha derin değildir... Sanayicilerin odası var... ticaret erbabının da... ha keza esnafın da... Bu odaların ta tepesinde bir de birlikleri mevcut... Şema güzel ama organizasyon yeterli değil. Bir defa gönüllü kuruluş olarak anılan bu teşkilatlar tam sivil toplum örgütü değil bir kere. Hepsi yarı resmi. Her birisi, üyelerinin hak ve menfaatlerini koruyup kollamak için kurulmuşlarsa da uygulamanın öyle olduğu pek söylenemez. Maun masalarının yanbaşındaki bilgisayar ekranında, aidatların düzenli ödendeğini görüyorsa oda başkanı, üyelerin hiçbir probleminin olmadığını düşünür... Onlar üyelerine süt veren ineğe bakar gibi bakarlar... Aidatlar aksayacak olursa hemen icra memuru ve polisi dikerler üyelerinin kapısına!.. Türkiye'de oda-üye ilişkisi özetle böyledir işte! Bunun dışında ne üyenin bir beklentisi vardır odadan, ne de odanın, "Üyemi bilgilendireyim" diye bir tasası. Tam bir iliteşim körlüğü! Şimdilerde odaların tuzu kuru. Üye olmasa bile önemli değil onlar için. Hepsi rantiye oldu. Odaların 1 katrilyon 600 trilyon lira paraları olduğu söyleniyor. Repo yapıp geçiniyorlar! Siad'lardaki handikap! Odalarda kurum kimliği yerine klikleşmeler daha öndedir. Klikleşmeler hep olmuştur ve bu klikler arasında yaşanan iktidar kavgalarının bazen pek acımasız hale geldiği de görülmüştür. Siad'lara gelince: Siadlar gerçek birer sivil toplum örgütüdür. Üyelerden bağırttıra bağırttıra alınan aidatlar olmadığı gibi kurum kimliği de daha öndedir. Siad'larda yaşanan en büyük handikap ise, "Bizim siadımız, sizin siadınızı döver" fikrinden doğmaktadır. Mesela TÜSİAD ile MÜSİAD... Bu ikili asla birlikte olamıyor. Birinin 'ak' dediğine, diğerinin 'kara' demesi gibi yazılı olmayan kötü bir gelenekleri vardır. Birbirlerine tahammüleri yoktur. Bir arada bulunmak bile zuldür onlar için. Bu iki sivil toplum örgütü arasındaki gerginlik başkalarına da bulaşacak kadar yoğundur. Siyasetin 1970'lerini yaşıyorlar adeta! Oda, dernek, vakıf gibi isimler altında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin bir an önce gönüllü kuruluşlar haline getirilmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Bu bir. İkincisi ise, bilhassa odaların dar alanda patinaj yapmasıdır. Odalar genelde tek adam mantığıyla hareket ediyor. Başkanların arkası boştur, kurmayları olmaz onların. Bilgi birikimi yoktur, uzun vadeli stratejileri yoktur!.. Başkanların başarısı, kürsü performansıyla ölçülür. Ne kadar palavra, o kadar başarı!. İyisiyle kötüsüyle çok başkan gelip geçti odalardan ama her giden, kuruma getirdiğini birlikte alıp gitti. Kurumsallaşma olmadı bir türlü. Türkiye meselelerine en fazla kafa yoran ve bu konuda araştırma, inceleme yapan ve gelişmeleri yerinde görmek için gezi tertipleyen TÜSİAD olmuştur. Bir konuyu eleştiriyorsa, alternatifini de söyleyen kurum yine TÜSİAD'tır. Ancak, "Zenginler kulübü" diye tukaka edilen de yine TÜSİAD'tır.. Odalarda ise A, B Planı hazırlamak gibi faaliyetler pek ciddiye alınmaz. Birkaç akademisyene bir rapor yazdırılır veya bir paneldeki konuşmalar kitap haline getirilir ve kamuoyunun önüne konulur. Yersen! Geziler ise ayrı bir alemdir. Seçim zamanı dünyanın dört bir bucağına geziler tertiplenir. Meclis üyleri arasında iktidara oy verecek pozisyondakiler seçilir ve bu gezilerle bir nevi ödüllendirilir. Yemleme politikası, yani. Maksadımız, asla birilerini kötülemek değildir. Gördüğümüz yanlışları söylüyoruz sadece. Belki bu aksaklıkların büyük bir kısmı mevzuattan kaynaklanıyor. Ne olursa olsun, düzeltilemez değil hiçbirisi! Bu kadar şeyi şunun için kaleme aldım: Yarın hükümetle yan yana oturan meslekî temsilcilerin kürsü alışkanlıkları depreşir ve boş nutuk atma yarışına girerlerse; yazık olur o masada geçen zamana!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.