Bütün dünyada her mükellef devletine vergi verir... İyi güzel de neden verdiğini hiç düşündünüz mü? Bu soruya sazan gibi atlayıp, Devletin eğitim, sağlık ve sosyal adalet hizmeti vermesini sağlamak için... gibi saftorik bir cevap vermeyin sakın! Sosyal adaleti sağlamak devletin işidir, mükellefi doğrudan ilgilendiren bir sorumluluk değildir bu... Sanayici, ihracatçı, esnaf ve serbest meslek erbabı, devlete, parasına ve işine istikrarlı bir piyasa sağladığı için vergi verir. Şayet, devlet yatırımcıya parasını korkmadan kullanabileceği bir iklim hazırlamaz ve fırtınalı havalarda onu kendi haline terk ederse, o yatırımcı devlete vergi vermemek için her yolu dener ve de bunu mubah sayar. Güven kayboldu Türkiye garip bir ülke haline geldi: Devletin güven verme özelliği kayboldu. Mükellef kaçıyor, devlet kovalıyor... Yatırımcı balık, devlet avcı... Devlet bazen öyle acımasız oluyor ki, balığı yakalamak için avlanma mevsimini bekleyecek kadar bile sabır göstermiyor. Trol, zıpkın, ağ, olta... eline ne geçerse saldırıyor balık sürüsüne. Hatta daha gaddarlaşıp dinamit bile kullandığı oluyor!.. Bu kaçma kovalama oyunu o kadar derinlik kazandı ki, tam bir stratejik zeka oyununa dönüştü. Oyun içinde oyun Son senelerde oynanan bir oyundan bahsedeceğim size: Dikkat ettiyseniz hep devlet diyorum da hiç Gelirler İdaresi demiyorum. Çünkü, maalesef idare bu oyunda zurnanın son deliği bile değil. Sistemin dışında kaldı bu kurum!.. Lafın ucunu kaçırmadan oyuna geri dönelim: Geçmiş senelerde dış borcu 3-5 milyar dolar olan özel ticari işletme borçlarının son senelerde aşırı arttığı ve birdenbire 35 milyar dolara çıkıverdiği görülüyor; hem de yabancı finans kuruluşlarının bir Türk firmasına kredi vermek için yüzde 100 teminat istediği bir dönemde!.. Neden? Zurnanın zırt dediği yer işte burası!.. Yüzde 100 teminat demek, alınan borç kadar yabancı bankaya para yatırmak demektir. Yani ne kadar kredi kullanacaksanız o kadar para vermeniz gerekiyor... Para kaçıyor! Sözü fazla dolandırıp kafanızı karıştırmadan hemen konuya giriyorum. Olay çok basit: Türk özel sektörü parasını önce yurtdışına çıkarıyor ve bir bankaya yatırıyor. Sonra da dönüp bu parayı, Türkiye'deki kendi işletmesine kredi olarak kullandırıyor!.. Gelelim bu cinliğin sebebine: İşletmeler, paralarına kendi devletlerinin tesis edemediği güveni sağladığı gibi muhtemel bir konsolidasyona karşı da paracıklarını korumuş oluyorlar. Bununla da kalmıyor, işletmelerine kullandırdıkları bu kredinin faizini masrafa yazıyor ve böylece daha az vergi ödüyorlar. Türkiye'de maalesef hukuk çok yavaş işliyor. Hukukun bıraktığı boşluğu anında dolduran mafyaya tahsilat işi veren bir firmanın, Okul açmazsan sana ödeme yapmam haa! diye bir şart koşmadığına da dikkatinizi çekerim. Tüm bu komikliğin orta yerinde devletin, sorumluluğunu unutup vergi almak için kızgın boğa gibi piyasalara saldırması ise ayrı bir kara mizah!.. Geçmişte sayısız işletme battı; hâlâ da batıyor. Onları kanatları altına alması gereken devletin kılı kıpırdamadı; başını kuma gömmeyi marifet saydı. Aha şuraya yazıyorum: Yarın yabancı sermaye Türkiye'ye gelip Türk şirketlerini yutmaya başlarsa devletin kılı yine kıpırdamaz.. Balık ürktü... Vergi baskısı arttıkça reel sektör bunalıyor ve vergi yükünü hafifleteceği yerlere kaçıyor; hakeza mali sektörde de durum aynı: Kurumlar vergisi yetmiyormuş gibi KKDF, banka ve sigorta muamele vergisi, kambiyo gider vergisi ve enflasyon gibi dolaylı vergiler sistemi sıkboğaz ediyor. Nitekim bu baskıya dayanamayan para ürküp kaçıyor. Devletin olta veya mevsiminde ağ serip avlanmasına kimse bir şey demiyor ama olur olmaz mevsimde trolla avlanır gibi enflasyonla dolaylı vergi alması, peşin vergi salıp sistemi zıpkınlaması veya dinamit gibi geçici vergiyi patlatıp mükellefi sersemletmesi asla mantıkî değil, asla. Türkiye'de devlet mükellefi nerede bulsa şişe takıp kızartıyor ve hemen oracıkta lüp diye yutuyor; Çinlilerin, Balık yemeyi değil balık tutmayı öğrenin sözünü hiç duymamış gibi!.. Son söz: Paranın güvenliği verginin azlığından çokluğundan daha önemlidir.