Piyasa teriminin manası, arz ve talebin karşılaştığı pazar olarak tarif ediliyor sözlükte. Biraz daha açacak olursak; ücretler ile tüketicilerin veya alıcılarla satıcıların bir araya geldikleri ve mal ve hizmetlerin değişimini gerçekleştirdikleri yere deniliyor piyasa. Yani hububat, fındık, fıstık, pamuk, tekstil, konfeksiyon, otomobil, gayrimenkul, masa, sandalye, balık... gibi malların yanı sıra; internet, bilişim gibi hizmetler olacak öncelikle. Sonra tüm bunların piyasaya sürülmesi ve ondan sonra da birbirleriyle değişimi söz konusu. Türkiye'de mal, hizmet ve sanat konuşulmuyor artık. Mal unutuldu... pazar unutuldu... hizmet unutuldu... sigorta unutuldu... Yatırım unutuldu... Varsa yoksa para. Para deyince akla ilk gelen yer ise sermaye piyasasıdır. Hadi mal ve hizmet unutuldu bu ülkede; peki sermaye piyasası ne âlemde? Gelin birlikte biraz da buna bakalım: Sermaye piyasasında kredi, döviz, altın, hisse senedi ve tahvil alınıp satılır değil mi? Sermaye piyasası da eski havasında değil Türkiye'de. İMKB öldü ölmek üzere; spekülatörlerin hayat öpücüğüyle yaşatılmaya çalışılan bir canlı cenaze adeta. Döviz bile ilgi görmez oldu. Ekonomi, ağırlık atan balona döndü adeta ha bire küçülüyor!.. Reel sektör unutuldu Türkiye'de bir tek para piyasası konuşuluyor artık. Para arzı ile talep ilişkilerinin düzenlendiği bankalar reel sektörü unuttu neredeyse. Hazine'deki yangına su yetiştirmeye uğraşıyorlar. Yapabildikleri tek iş bu. Devlet bankalarının özelleştirileceği söyleniyor ya, sakın aldanmayın o sözlere. Türkiye'deki Türk özel bankaların hepsi devletin zaten! Neden böyle söylüyorsun derseniz, cevabım hazır. Özel bankalar bugün sadece Hazine'ye borç bulma taşeronluğu yapıyorlar. Her birisi Hazine'nin birer şubesi adeta! Asli işlerini yapmaya sistem izin vermiyor; elleri kolları bağlı. 2003'de, yani bu sene Türkiye 82 milyar dolar iç, 11.4 milyar dolar dış olmak üzere toplam 93.4 milyar dolarlık borcu çevirmek mecburiyetinde. Borç aslında bu kadar büyük değil, ortalama kredi vadesi 3 ay olduğu için böyle büyük gözüküyor, orası doğru ama netice borç işte. Üç ayda bir borç alıp borç ödemek lâzım. Türkiye, bir milyon kişinin tasarrufuna odaklandı. 69 milyon vatandaş ağzını açıp faizlerdeki iniş çıkışlara bakıyor. Başbakan öksürse faizler yükseliyor! Borsa tahtası ve döviz tabelasına göz gezdirmekten insanların başı döndü. Hükümetler bile 'piyasa'yı etkilememek için açıklamaları borsanın kapanış saatine denk getiriyorlar. Birisi Anayasa kitabı atmaya niyetlense, bu eylemi yapmak için hafta sonunu beklemesi gerekiyor! Kimse hiçbir şeyi ağız tadıyla yapamıyor artık!.. Gürtuna ortada kaldı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna bugünlerde yalnızları oynuyormuş. Önce, AKP ile flört etmeye kalkıştığı ama çaldığı kapıların yüzüne kapandığı söyleniyor. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nde büyük bir şok yaşadı Gürtuna... 2002 Faaliyet Raporu reddedildi; 203 üyeden topu topu 42 oy aldı. Sitem dolu Gürtuna sonucu, "Sağlığımı, çocuklarıma olan ilgimi, ömrümü feda ettim. Karşılığı bu olmamalıydı" diye yorumluyor. AKP'nin ise çok önem verdiği İstanbul'u bir dünya markası yapmanın peşinde olduğu iddia ediliyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın, İstanbul'a Cüneyt Zapsu'yu hazırladığı söylentileri dolaşıyor siyasi kulislerde... Söylentilere bakılırsa, Erdoğan; "İstanbul'un dünyaya açılan penceremiz olmasını istiyorum. Zapsu bu misyona sahip" diyormuş... Gökkubbe her yerde mavi Bu başlığı lâf olsun diye yazmadım. Mehmet Söztutan'ın son kitabının başlığı bu. Söztutan mizah kabiliyeti yüksek bir insan. Bu kabiliyetine kimsenin bir dediği yoksa da; içinde kaynayan onca espriyi, ciddiyet zırhının altına nasıl sakladığı herkesi şaşırtıyor. Yolda giderken onu gören çok ciddi bir adam olduğunu zanneder. Dış görünümüyle kupkuru bir ekmek parçası gibi serttir ama içinde son derece muzip ve yumuşak bir kişilik taşır. Bu kitabında maskesini çıkarmış, gezi notlarını mizahla süslemiş. Dünyayı Dolaştım Gökkubbe Her Yerde Mavi' kitabını, her tarafın sis ve is içinde olduğu bir dönemde keyifle okudum.