Sabancı Üniversitesi ilk meyvesini verdi. Geçen haftaTuzla Kampusü'nde yapılan görkemli bir törenle 48'i lisans, 79'u lisansüstü olmak üzere 127 öğrenci diploma aldı. Geçen senelerde diploma alan yüksek lisans öğrencileri de ilave edildiğinde 239'u buluyor bu rakam. Kollarına altın bileziği takan gençlere hitaben bir konuşma yapan Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, onlara hedef olarak Everest'i gösterdi ama oraya varmak için sabırlı olmaları gerektiğini söylemeyi de ihmâl etmedi. Bir öğretim üyesine, 11 öğrenci düşen donanımlı bir üniversiteden mezun olmak; haklı olarak insanın ayağını yerden keser, özgüvenini arttırır. O gün gördüğüm gençlerin hepsi de zımba gibiydi zaten. Başarma duygusuyla kanı kaynayan bu gençlere, yapılacak en güzel öğüt, 'zaman' öğüdüydü. Güler Sabancı da işte onu yaptı: "Everest Tepesi, 8 bin 848 metre yüksekliği olan bir tepe. Hedefinize o yüksekliği koyun. Fakat oraya birdenbire ulaşmanın imkansız olduğunu da akıldan çıkarmayın. Dağcılar, her bin metrede iki-üç gün kalıp kendilerini o yüksekliğe alıştırırlar. Hem beyin, hem de bünye için önemlidir bu. Hatta, 7 bin metre yüksekliğe ulaştıklarında, birkaç bin metre aşağı inip, tekrar çıkarlar. Bu tırmanışın her noktası önemlidir dağcılar için. O havayı teneffüs etmek, oradan çevreyi seyretmek çok keyif verir onlara. Siz de aynen öyle yapın ve hedefinize ulaşıncaya kadar durduğunuz her noktanın tadını çıkarın." Zirveyi, zirvedekinin ağzından dinlemek çok önemli. Güler Hanım'ın altını çizdiği konu, gençlerin en çok zorlandığı konu olmuştur hep. Hırs ve isteklerini frenlemeyi bilemeyip duvara toslarlar. Sindire sindire çıkmak yerine, koşmayı tercih ederler ve hata üstüne hata yaparlar. Sonunda da yeise düşüp etrafı suçlamaya başlarlar. Onun için Güler Sabancı'nın bu sözleri; o gün öğrencilere söylenecek en doğru sözlerdi. Tuzla Kampusü'ndeki muhteşem törende ilk olmanın heyecanı kadar, gurur ve sevinç de vardı. Hani, kuş sütü eksik denir ya; aynen öyle. O günün kuş sütü, Sakıp Sabancı idi. Sağlık nedeniyle göremediğimiz Sabancı'ya acil şifalar diliyorum. Türkiye'den sadece eğitim için her sene 30 bin öğrenci yurtdışına çıkıyor. Neresinden bakarsanız bakın, bir milyar dolar para demektir bu. Sadece İstanbul'da 15 vakıf üniversitesi eğitim veriyor. Türkiye şartlarına bakıp fazla gibi görülebilir bu rakam ama yurtdışına giden o kadar öğrenci dikkate alındığında; az bile. Kaliteli eğitim veren bir üniversite, öğrencilerin yurtdışına gidişini önleyebilir. Bu da döviz için takla atan ülkeye önemli bir tasarruf imkanı sağlar. Onun için vakıf üniversitelerine çok önemli bir görev düşüyor: Kaliteli eğitim. Bunu gerçekleştirenler, görevlerini yerine getirmiş ve ülkeye döviz kazandırmış olurlar. Çünkü, onların kuruluş maksadı; beyin göçünü önlemek ve ülkeye kalifiye eleman kazandırmaktır. MI ACABA ? ğ Trafik polisi Necati Topçu'nun rüşvet olarak aldığı 5 milyonluk banknot; gastroskopi çekimi sonunda midesinde görülmüş... Vay yamyam vay! ğ Anayasa Mahkemesi, milletvekili lojmanlarının satışını durdurmuş... Durdurur tabii, ne de olsa ucu kendisine de değiyor! ğ İptal edilen ek motorlu taşıtlar vergisinin yerine yenisi geliyormuş... Kümese giren kazları yolmadan bırakacak değillerdi ya! ğ En büyük 500 Türk firması, Wa-Mart'ın üçte biri etmiyormuş... Bu kadar didişmeye göre yine iyi! ğ İSO Başkanı, doğru olmak için ekonomik göstergelerin fazla iyi olduğunu söylemiş... Onlara da yaranılmıyor birader. Adamlar popülizmle yelken şişiriyor, daha ne yapsınlar? ğ ABD, resmen ve acilen asker istemiş... Yine iki ayağımız bir pabuca girecek desenize!