İSO, Aralık başında yine kendinden, daha doğrusu KOBİ'lerden çok bahsettireceğe benziyor. Geçen sene birincisine imza atan İstanbul Sanayi Odası (İSO), tam bir sivil toplum örgüt şuuruyla ikinci bir beyin fırtınası estirmeye hazırlanıyor. İlkini biz estirdik bile. İki gün önce ekonomi yazarlarıyla bir araya gelen İSO Başkanı Tanıl Küçük, hazırlıkları anlattı. Herkes fikrini söyledi. Ege Cansen, Meral Tamer, Asaf Savaş Akat... hepsi ama hepsi. 3-4 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 2. Sanayi Kongresi'nin işleyeceği ana tema: 'Sürdürülebilir Rekabet Gücü - Geleceği Yakalamak.' Rekabet, Türk sanayicisinin vakit bulup kimselerle konuşamadığı, konuştuysa bile 'ha, öyle mi?' hoşluğu içinde geçiştirilmesine seyirci kaldığı bir konu. Halbuki çok önemli: Sanayicinin 'rekabet gücü' yoksa, global olamıyor çünkü. Kongre'nin odak merkezi her ne kadar 'rekabet' ise de, sıra ona gelinceye kadar birçok konu daha tartışılacak işin uzmanları tarafından. Dolayısıyla 'rekabet' zurnanın son deliği. Zurnanın 'zırt' dediği yerse, daha başka. 'Rekabet gücü'nün olabilmesi için evvel emirde girdi fiyatlarının düşük olması veyahut da en azından dünya fiyatlarının üstünde olmaması gerekiyor. Verginin, maliyet üzerindeki etkisi kesin bir kere. Elektrik, su, doğalgaz da öyle. Finansman, hakeza. Türkiye, parası kıt bir ülke. Dolayısıyla kimi ahbap-çavuş ilişkisiyle kredi alıp devleti tırtıklamış, kimi de merdiven altında kayıtdışı çalışıp vergi kaçırmış. Şimdi tüm bu uyanıklar, birbirinin ayağına basmaya başladı. Hele gerçek sanayici, bu asalaklardan vebadan kaçar gibi kaçıyor. Demek ki önce Türkiye'de finansmanın bollaşması ve kayıtdışı ekonominin mutlaka kayıt altına alınması lazım; şart bu. Bununla da bitmiyor tabii. Hukuk sisteminin, sadece torpillileri koruyan olmaktan çıkıp, herkesin hakkını veren bir sistem haline gelmesi de gerekiyor. Bitmedi: Eldeki parayı verimli yatırımlara yönlendirmek de bu işin olmazsa olmazı. Ayrıca istihdam da çok önemli bir unsur maliyet içinde. Onu aşağı çekmek için ise eğitim lazım. Hadi diyelim ki sanayici imalat maliyetini düşürdü. Bununla her şey bitmiş olmuyor ki. Bu sefer de pazar rekabeti geliyor gündeme. Global pazarın acımasızlığı hadi neyse de düşük kârlarla o arenada kavga vermek her babayiğidin harcı değil. Para kazanmak için farklı olmak gerekiyor. Farkı yakalamak da profesyonel kadro ve yatırım istiyor. Zor yani. İSO kararlı. Tanıl Küçük, geçen sene olduğu gibi bu sene de hükümetten hiçbir şey istemeyeceklerinin altını çizdi. Ama bu istememe, 'ağlama' manasına gelen istememe. Yoksa, enerji fiyatlarının aşağı çekilmesini istemeyecek, finansman maliyetlerinin hâlâ yüksek olduğunu söylemeyecek değil yani. Kayıtdışını sanayici hale yola koyacak değil herhalde. Hakeza hukuk. Hukuktaki düzenlemeleri kim yapacak? Sanayici hükümetin yakasına yapışmasın da kim yapışsın?!. Al gülüm ver gülüm' devrinin bittiğinin mesajını vermeye hazırlanıyor sanayici. Bu mesaja hükümetin olumlu tepki vermesi; işin cazibesini arttırıyor elbette ki. Sanayide sürdürülebilir rekabet gücü sağlanırsa, Türkiye geleceğini yakalamış demektir.