Sayın Başbakan...

A -
A +

Bu makaleyi, sizi pohpohlamak veya icraatınızı tenkit etmek maksadıyla kaleme almıyorum. Doğruluğu bizzat tarafımdan denenmiş bir gerçeği bildireceğim size: Daha reel bir ifadeyle damdan düşen birisi olarak yazıyorum. İzin verirseniz, önce damdan nasıl düştüğümü anlatayım: 2000'li yılların sonuydu. Oğlumla birlikte bir iş kurmaya karar verdik... Sermaye benden, emek ondan... Kiraladığımız bir dükkânın alnına, Ivır-Zıvır Shop tabelasını asıp işe başladık. Dükkanda yok yoktu... Bijuteri, parfümeri, oyuncak, hedeyelik eşya, sun'î çiçek, çamaşır, çorap... İşler başta iyi gitti. Pırıl pırıl mağazamızla gurur duyuyorduk. Bir gün geldi, işler bıçakla kesilmiş gibi duruverdi: Kasım krizi!.. Ardından herşey kesat gitmeye başladı. Sonrası malûm; günler, haftalar, aylar... derken her şeyin tuzu biberi olan Şubat krizi!.. Tam şok! İki krize çarpacak bir iş yapayım, desem; bu kadar başarılı olamazdım! Ömrü maaşlı çalışmakla geçen bir insanım... Günler çok hızlı geçer de, aybaşı bir türlü gelmez bordro mahkûmuna. Ticarette ise tam tersi: Akşam yatarsın, sabah ay başı! Kira... stopaj... vergi... SSK primi... ücret... elektrik... su... telefon... muhasebe gideri... öde öde bitmez. Bir de kriz olunca bizim güdük sermaye anında eridi tabii. Uzatmayayım: Şubat krizinden sonra bir daha ayağa kalkamadık. İki krize de aslanlar gibi göğüsledik ama ne çare? 100 para gibi deldi geçti bizi!.. Bu yazıyı, beceriksizliğimle övünmek için kaleme almadım. Kaybetmenin öğrettikleri Oturdum düşündüm: O dükkanı açmakla Türkiye ekonomisine bir katkım oldu mu? Hayır!.. Hiçbir katkım olmadı. Sadece, bir esnafa rakip olmuştum. Daha da açık sözlü olmak gerekirse; onun müşterisini çalmıştım. Ben dükkanı kapatınca Türkiye ekonomisi olumsuz etkilendi mi? Hayır!.. Tınmadı bile. Hatta benim dükkan açtığım caddede daha sonraları 150-200 dükkan kapandığında da tınmadı!.. Önce ben gümledim, ardından benim rakip olduğum, onun ardından da onun rakip olduğu... Geriye kalan 300 dükkan vatandaşın ihtiyacını rahatlıkla karşıladı... Ekonomiye zarar vermedim, desem de; verdim. Ülkenin bir yarasına melhem olacak 25-30 bin doları çöpe attım. Maliyesini meşgul ettim. Özetle, sorumsuz davrandım. Yeterli finansmanım olmadığı halde ticarete soyunmanın bedelini de ödedim: 25-30 bin dolar zarar ve vergi dairesine takılan borç!.. Bunlar övünülecek şeyler değil mutlaka; tam tersine yüz kızartıcı, biliyorum. Fakat kaybetmek, kazanmaktan daha çok şey öğretiyor insana. Ayaklar yere değiyor, herşeyden önce. Şimdi size ayakları yere değmiş birisi olarak yazıyorum, Sayın Başbakan! O gün bizim, elimizdeki parayı bir işletmeye sermaye olarak koymak veya bir şirkete ait hisse senedi almaktan başka hiçbir çaremiz yokmuş ama böyle bir alışkanlığımız yoktu ki!.. Sayın Başbakan. Bizim vergi borcumuzu bir vadeye bağlayıp tahsil etmenizi saygıyla karşılıyorum. Kazanmadım ki, daha ne vereyim!.. Ancak; bugünlerde kulağıma, seçimden önceki vadinizi tutamamaktan dolayı üzüldüğünüz söylentileri geliyor. Küçük esnafı desteklemek için Halk Bankası kaynaklarını zorladığınızı, çiftçiye bir şeyler vermek için çabaladığınızı da biliyorum. Bunlar güzel şeyler elbette. Ancaaak, sanmayın ki, bunları ilk siz yapıyorsunuz. Çok denendi bunlar ama hiçbirinin faydası olmadı! Önce şu memleketteki enflasyon canavarının burnunu kırın, yüksek faizi aşağı çekin... Sonra da gerçekten elinde ülke ekonomisine faydalı olacak projesi olan varsa; işte ona kredi verin. Hem de istemediği kadar. Benim gibi komşunun müşterisini çalmak için piyasaya çıkan zıpırlara prim vermekle bir yere varamazsınız. Ülkeye faydası da olmaz. Gerçekten iş yapmak için yola çıkmış, kendini ispatlamış işadamı ve kurumları destekleyin. Onların vergi ve sigorta yükünü azaltın. İşletmelerine sermaye çekmek için halka açılmalarına yardımcı olun, 50, 100, 500 kişi çalıştıran kurumları teşvik edin. Kurumsallaşmayı özendirin. Herkes müteşebbis olacak diye bir şart yok bu ülkede. Bu memleketin basiretli işadamlarına, ülke tarımına katkı sağlayacak çiftçilere ihtiyacı var. Onları öne çıkarın. Hem finansman, hem know-how, hem teknoloji desteği verin onlara. Haa, bu sözlerim sizi tatmin etmiyorsa, geriye dönüp bakın bir. Dağ gibi dikili duran kamu borçları beni doğrulayacaktır. Sanmayın ki Sayın Başbakan bu 153 milyar dolarlık borç, kendiliğinden oldu. Hepsi, toplumun refahını düşünen iyi niyetli başbakanlar tarafından yapıldı!.. Mı acaba? ¥ Sezer, devletteki kadrolaşmadan dert yanmış ve "Ben gönderiyorum aynen getiriyorlar" demiş. Kafalarına Anayasa kitabı vurmayı hak ediyorlar demek ki? ¥ 9 yaşında liseden mezun olan Greg Smith şimdi üniversitede okuyormuş ve 13 yaşında bitirecekmiş... Hedeflerinden biri de ABD Başkanı olmakmış. ¥ O da bir şey mi? Bizim 23 Nisan çocukları daha 9 yaşında başbakanlık koltuğuna oturuyor ve büyükler gibi konuşuyorlar!.. ¥ Kıbrıs'ta duvar yıkılmış: Güneye geçişler serbest bırakılmış. Darısı Türkiye'nin başına!..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.