Siz olmasaydınız, İhsan Doğramacı'dan yadigâr kalan YÖK, 'YOK' olup gidecekti, Sayın YÖK Başkanım!.. Kimileri, sizin üniversitelerde askeri bir disiplin uyguladığınızdan yakınıp Yükseköğretim Kurulu'nun 'Yüksek Okul Komutanlığı' haline geldiğini ve dolayısıyla, YÖK'ün 'YOK' olduğunu iddia ediyor; kimileri ise bu yok olmayı, Kurul'un özelliğini kaybetmesine bağlıyor. Olur mu hiç, Sayın YÖK Başkanım! Sizin damarınıza basmak için bilhassa yapıyorlar bunu. Siz siz olun, hiç kulak asmayın bu sözlere. Esas siz olmasaydınız YÖK güme giderdi, Sayın YÖK Başkanım! Dünya alem biliyor bunu. Diyelim ki, YÖK, askeri disiplinle idare ediliyor. Ne var bunda? Disiplinin kime ne zararı olmuş ki? Üniversite öğretim üyelerine ne demeli? Yok Nobel Ödülü alacaklarmış, yok ders kitabı yazıp eğitime katkı sağlayacaklarmış... Yürüsün onlar. Anca giderler!.. Zaman o zaman mı, Sayın YÖK Başkanım? Bir tarafta üniversitelerin işgal edilme tehlikesi, bir tarafta sizin gibi bir değerin emekliliği sözkonusuyken; ilimden bahsetmek en hafifiyle sorumsuzluktur bir kere, öyle değil mi, Sayın YÖK Başkanım?.. Bu sorumsuz öğretim üyelerini zapturapt altına almak sizin elinizde, Sayın YÖK Başkanım. Mesela, sabah sporu yaptırabilirsiniz onlara. Hepsine 'Yaylalar yaylalar' söyletin. Nefesleri açılıp, o löp yağları eriyinceye kadar koşturun onları, Sayın YÖK Başkanım! Hatta omuzlarına birer 'beşe on' asıp onlara nöbet de tutturabilirsiniz, Sayın YÖK Başkanım. Hele beşe on'ları biraz da uzunca tutarsanız, tadından yenilmez olur, Sayın YÖK Başkanım. Tahtanın ucu yere sürttükçe cızırtı çıkacak ya, işte o cızırtı hem nöbetçinin kapanan gözkapaklarını açar, hem de o güzide üniversitelere izinsiz girmek isteyenleri korkutup kaçırır! Sizin gibi değerli bir yönetici ile çalışan öğretim üyelerine ateşli silah taşımak pek yakışmaz değil mi, Sayın YÖK Başkanım? Başkanın makamı Sizin işgal ettiğiniz makam öyle fiyakalı bir makam ki, orada siyasetçiyle muhatap olunmayacağı muhakkak!.. Ancak, elinizdeki 'Cumhuriyet' kalkanını siyasetçinin kafasına kafasına vuracağınız gün de bugün, Sayın YÖK Başkanım! Vurun ki, şu kritik günde allem kallem edip koltuğunuzu çekivermesinler, Sayın YÖK Başkanım! Bal satan bir esnafın müşterisine, 'Benim balımı alma' deme hakkı yok ama siz, 'Sen, sen ve sen benim üniversitemde okuyamazsın' diyebilirsiniz, öyle değil mi, Sayın YÖK Başkanım! Netice itibariyle siz balcı değilsiniz ki! 30 bin kadar öğrencinin yurtdışında tahsil yaptığı söyleniyor. Çoğu da başka ülke üniversitelerinin inanç özgürlüğüne saygı gösterdiği için oraya gittiklerini iddia ediyorlar. Varsın, yabancı ülkeler inanca saygı göstersin, Sayın YÖK Başkanım! Gafiller! Kapı eşiğinize gelip, 'Ben ettim sen eyleme' diyecekleri günler sayılıdır herhalde, değil mi, Sayın YÖK Başkanım? İşte o gün de siz onlara, 'Laikliği çarçur etmenin sonu bu' deyip bir güzel kulaklarını çekersiniz, Sayın YÖK Başkanım. Şimdi kalmadıysa da serde eğitimcilik var, Sayın YÖK Başkanım. Kim ne ekerse onu biçermiş! Siz de bir ekip üç biçersiniz. Pardon, yoksa tersi miydi, Sayın YÖK Başkanım?!. Avenenizle birlikte tam iktidarı püskürteceğiniz bir anda okullar açılıyor, Sayın YÖK Başkanım. Lütfen, panik yapmayın! Okul dediğiniz ne ki? Kafeteryaları genişletip, bahçedeki bankları çoğalttınız mı, mesele hallolur. Eğitim denen şey de neticede bu değil mi, Sayın YÖK Başkanım? Hele bir de kantinlerde burun ve göbeğe takılan o halkalardan satacak olursanız, köşe olursunuz, Sayın YÖK Başkanım! Bunca yaptığınızdan dolayı size belki Nobel Ödülü vermezler ama Guinness Rekorlar Kitabı'na gireceğinizi ben garanti ederim, Sayın YÖK Başkanım. Size bir kırbaç ve bir de düdük hediye etmek istiyorum, Sayın YÖK Başkanım. Malum ya, okullar açılıyor!..