Sezer'in gitmediği düğün

A -
A +

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, oğlu Bilal'i evlendirip mürüvvetini gördü. Hayırlı, mübarek olsun. Düğün töreni, öyle binbir gece masallarındaki gibi dillere destan bir düğün değildi. Şaşaa ve tantana da yoktu. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nı dolduran 7 bin davetlinin çoğu sokaktaki sade vatandaştı. Buna rağmen düğün, Başbakan'a ait olduğu için tüm halkın, dolayısıyla da medyanın ilgi odağı olup çıktı. Hele işin içine bir de muhafazakâr kesim girince; bu ilgi doruğa çıktı tabii. İnsanoğlu mütecessistir, merak eder böyle şeyleri. Kim ne giydi, kim kime ne dedi, kim hangi takıyı taktı... İşin magazinini yapacak değilim. İşim de değil zaten. Medya, düğünü fırsat bilip herkesi mercek altına aldı. Kameraları davetlilerin üzerine zumladı. Kişileri; ellerine, ayaklarına varıncaya kadar bir bir inceledi. Bazıları daha da ileri gidip kamerasını, misafirlerin gömlek yenlerine bile soktu. Evet, davetlilere, başka bir gezegenden gelen yaratıklar muamelesi yapılıp bütün uzuvları adeta testten geçirildi amma velakin sonu iyi oldu. Medya leşkerleri, onların da iki elli olduğunu, ellerinde de beş parmak bulunduğunu görüp bayağı bir rahatladılar. Sakallarının elyaftan değil de normal insan kılından meydana geldiğini fark etmeleri onları hem sükûtuhayale uğrattı, hem de şaşkınlıktan kurtarıp kendilerine gelmelerini sağladı. Medyanın ilgisi belki bazılarını bunaltmış, hatta incitmiş de olabilir ama doğrusu ben çok memnunum. Memnunum çünkü, bu düğünün şeffaflığa sebep olduğuna inanıyorum. Ne de olsa toplum birbirini tanıma fırsatı buldu! Beni esas şaşırtan nedir biliyor musunuz? Aynı ülke insanının birbirinden bu kadar kopuk yaşaması. Hiç kimse kimseyi tanımıyormuş be arkadaş. Böyle kapalı bir toplum nasıl olunmuş, anlamak mümkün değil! Başbakan Erdoğan, devletle milletin kaynaştığını söyledi. Orasını bilmiyorum ama milleti kaynaştırdığı kesin. Keşke Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de bu düğüne gelseydi. Gelseydi de, toplumun birbirine kaynaştığı o günde o da katalizör görevi yapsaydı, keşke. Erdoğan'ın vurguladığı devlet-millet kaynaşması işte o zaman gerçekleşirdi. ğ Abartma hastalığı Abartma ve boşverme gibi garip huylarımız var, nedense. Düğün günü 5 bin polis görev yaptı. Neredeyse her konuğa bir polis! Çevreden kuş uçurtulmadı. Ne gerek vardı? Başbakan oğlu düğününde çevrenin panayır alanı gibi şenlendiğini ne zaman göreceğiz acaba? Yerli halkın günlük düzeni bozulduğu gibi, aynı sıkıntı yabancıya da çektirildi. Vur deyince öldürmenin daniskası yani! 8 gün devam edecek olan Felsefe Kongresi de aynı gün, aynı mekanda başladı. Tesadüf değil tabii. En az 6 ay öncesinden biliniyordu bu. Buna rağmen, dünyanın dört bir bucağından kongre için gelen bin 800 kişi, polis kontrolünden geçti. 83 ülkeye mensup felsefeciler, otellerinden Lütfi Kırdar'a kadar yürümeye mecbur bırakıldılar. Kongrenin muhteviyatı ne olursa olsun, kongre turizmi; Türkiye için çok önemli, hem de çok. Bir nevi altın yumurtlayan tavuk. Bir orta yol bulunabilir, o insanlara daha yumuşak davranılabilirdi. Dedik ya, kaş yaparken göz çıkarmaya bayılıyoruz. MI ACABA ? ğ Fener Rum Patriği Bartholomeos, ruhban okulunun açılması için Gül'e başvurmuş... Yanlış adres. O konuda yetkili YÖK!  ğ Başbakan Erdoğan, Uzanlara laf çarptırıp 'Banka boşaltıp caka satıyorlar' demiş... ğ Kim daha çok caka satarsa başarılı o. Sistem öyle diyo!  ğ Cumhur Ersümer'in 3 Kasım seçimleri öncesi Çanakkale'de kaçak elektrik kullandığı ortaya çıkmış... ğ Ne var bunda? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'ydı adam!  ğ Felsefe Kongresi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Sezer, "Felsefe yaşamımızın düzeyi yeterli değil. Felsefe eğitimine daha geniş yer verilmeli" demiş... ğ Tarım Kongresi'nde konuşsaydı, "Tarım yaşamımızın düzeyi yeterli değil..." derdi herhalde!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.