Bir hafta gülünür mü? Ben güldüm!.. İşi gücü bıraktım, medyada çıkan yazılara güldüm... Abdullah Gül koltuğu Tayyip Erdoğan'a bıraktı ya, halef-selef arasındaki farklar yazılıp çizilmeye başlandı... Gül armut suyu içermiş de, Erdoğan'ın tercihi limon suyu imiş... Abdullah Gül'ün yüzü gülüyormuş da, Tayyip Erdoğan agresifmiş... Gül söyleyeceğini içinde ölçüp tartar öyle söylermiş de Erdoğan 'pat' diye söyleyiverirmiş... Gül kutlamalarını dostlarını bir pasta etrafına toplayıp yaparmış da, Erdoğan soluğu işkembecide alırmış... Gül evde el bebek gül bebekmiş de, Erdoğan azıcık kılıbıkmış!.. Mışmış... Muşmuş... Hepsini keyifle okudum ama gülmemin sebebi bunlar değil. Türkiye bir panayıra döndü adeta; sanki güzellik yarışması yapılıyor. İki yarışmacı podyuma çıkarılıyor, havuz başında yürütülüyor... tam bir şenlik yani!.. Fakat beni güldüren bunlar da değil... Gül sabırlı, Erdoğan fevri... Gül planlamacı, Erdoğan pratik... Gül akılcı, Erdoğan duygusal... Gül vizyon sahibi, Erdoğan stratejik... Gül analizci, Erdoğan genişlemeci .... Gül çevesindekileri hizaya getirmeyi bilir, Erdoğan örgütler... Gül çevresinden enerji alır, Erdoğan etrafına enerji yayar... Örnekleri daha da çoğaltmak mümkünse de beni güldüren bunların hiçbiri değil... Birkaç farkı da ben çiziktireyim, belki siz gülersiniz!.. Gül ihtiyatlıdır; insanları tanıdıkça yakınlık gösterir... Erdoğan potansiyeli olanı gördü mü hemen sarılır... Gül'ün başarılı bir hayat grafiği vardır, Erdoğan'ın ise inişli çıkışlıdır... Gül hayatı başarılardan öğrenmiştir, Erdoğan başarısızlıklardan da öğrenme fırsatı bulmuştur... Gül ekip çalışmasıyla yükselmiştir, Erdoğan daha 20'li yaşlarda liderlik etmeye çalışmıştır... Gül problem çözücüdür, Erdoğan riski sever... Gül hoşgörülüdür, Erdoğan atılımcı... Gül gerekirse çalıyı dolanır, Erdoğan meydan okuyucudur... Bütün bunlar doğru... kendi yazdıklarım gibi meslektaşlarımın yazdığının altına da imzamı atarım. Beni güldüren şey zaten bunların doğruluğu veya yanlışlığı değil. Beni esas satır arasına sıkıştırılan, "Recep Tayyip Erdoğan değişsin ve Abdullah Gül gibi çelebi bir adam olsun" mesajı güldürüyor. Lider başka, yönetici daha başka Etmeyin eylemeyin beyler... Ne Erdoğan Gül'e benzeyebilir, ne de Gül Erdoğan'a... Buna gerek de yok zaten. Bir hükümete yönetici de lâzım, lider de. Herkesin lider olmasını beklemek ne kadar abesle iştigalse, liderin yönetici olmasını istemek de o kadar lüzumsuz bir gayretkeşliktir!.. Abdullah Gül çok başarılı bir yöneticidir. Nokta. Karizması, vizyonu, problemlere yaklaşımı, ihtiyatı, ekipçiliği, mantığı ile bunu ispatladı. Recep Tayyip Erdoğan'ın yaradılışından gelen bir risk alma ve tehlike arama eğilimi var. Gelecek sefer kazancağına inanarak kayıpları kabûl etme yeteneği olduğu da görülüyor. Diğer kişilerin dengelerini bozmaya hevesli, durmak nedir bilmeyen bir kişiliğe sahip Tayyip Erdoğan... Türkiye'de ideallerine göre yaşamak isteyen insanların sayısı çok olmasına rağmen, ideallere sahte bir bağlılık göstererek yaşayanların sayısı çok daha fazladır. Bugüne kadar ülkede sayısız siyasi lider geldi geçti ama statükoyu zorlayan bir babayiğit çıkmadı maalesef... Onun için de vergi ve sosyal güvenlik reformları yapılamadığı gibi dış politikada da başı kuma gömmekten öte gidilemedi. Tarım reformu onun için bekliyor, özelleştirme onun için yapılamıyor, hukuk sitemi onun için denizdeki duba gibi sallanıp duruyor. Bekleyen bunca reformu zamana bırakarak gerçekleştirmenin imkanı var mı? Liderler tepki vermek yerine atılımcılığı tercih ederler, fikirlere cevap vermek yerine onları biçimlendirirler, topluman düşünce tarzını değiştirirler, insanlara bir başarma duygusu vermekle kalmaz, onlara kendilerini önemseyen bir örgüte mensup olma duygusu da kazandırırlar. Hasılı liderler düzen kurucu değil, düzen yıkıcıdırlar. Türkiye'nin problemini bilen 100 uzmanı akşamdan sabaha Ankara'ya toplamak mümkün. Bütün mesele karar vermekte. Bu bir fırsattır Kasımpaşa delikanlısı Tayyip Erdoğan'da lider vasıfları olduğu görülüyor. Değişmesine de hiç ama hiç gerek yok. Erdoğan liderliğini öne çıkarıp düzeni sarsarsa, Abdullah Gül toparlar. Bu da Türkiye'nin şimdiye kadar eline geçiremediği bir fırsat olur. Statüko yok, boş vaad yok, lâf yok, palavra yok... İcraat, icraat, icraat... Ne Erdoğan Gül'e benzesin, ne de Gül Erdoğan'a. Ekip farklı kültürlerden ve farklı karakterlerden kurulursa güçlü olur. Birbirine benzeyen insanlardan ülkeyi yönetecek hükümet değil, olsa olsa dernek kurulur. Neden güldüğümü bilmem anlatabildim mi?