Türkiye'nin ihracatı içinde yüksek teknolojinin payı yüzde 4. Bu oran yüzde 10'un üzerine çıkmadan Türkiye'nin kalkınmasından söz edilemez.
1950'li yıllara kadar dünya "tarım çağı"nı yaşıyordu ve Türkiye de o dönemlerde kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydi. 1950'den sonra "sanayi çağı" başladı. Türkiye "tarım çağı"nda kaldı ve "kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyim" türküsünü çığırdı.
1980'lerde "dünya teknoloji çağına" girmişti. Türkiye ise aynı türküyü söylüyordu ve parmağının ucuyla sanayiyi tutma lütfunda bulunmuştu.
2000'li yollarda "bilgi çağı" başladı ama Türkiye hâlâ aynı nakaratları terennüm edip gününü gün etti.
Dünya "teknoloji" ve "bilgi" çağına girince kalkınmış ülkeler "sanayi"den vazgeçmeye başladı. Hem katma değeri düşüktü, hem de çevreyi kirletiyordu. Dolayısıyla sanayi kas gücüyle çalışmaya ihtiyacı olan Çin, Hindistan, Türkiye gibi ülkelere kaymaya başladı.
Türkiye kas gücüyle çalışmayı sevmişti. Fason üretim üssü oldu. Kişi başına düşen milli gelir 11 bin dolar seviyesine geldi. İhracatı 158 milyar dolara ulaştı fakat 1950'li yıllarda yola birlikte çıktığı Japonya, İtalya, Fransa, Kore gibi ülkelerin çok gerisine düştü. Bu durumu gurur meselesi yapmadı değil yaptı ama uzun vadeli stratejisi yoktu.
Türkiye ekonomisinin yüzde 98'ini KOBİ'ler teşkil ediyor ve bu işletmelerin hemen hepsi problemli.
Kurum kimliği kazanamadılar bir kere. Hemen hepsi aile şirketi ve babadan gördükleri yöntemlerle iş yapıyorlar.
Türkiye'nin katma değeri yüksek ürün üretmesinin vakti geldi de geçiyor. Hemen tedbir alınmazsa önümüzdeki senelerde birçok firmanın sistem dışında kaldığına şahit olunur ve o günkü pişmanlık bir işe yaramaz.
Peki, ne yapmak lazım?
Küçük ve Orta Boy İşletmelerin (KOBİ) kurum kimliğine kavuşmalarına destek vermek lazım. Onların katma değeri yüksek ürün üretmeleri için gerekli tedbiri almak da gerekiyor tabii. Bunun yolu da onlara kazancı göstermekten geçiyor.
İş adamı, para nerede ise oraya yatırım yapar ve işin doğrusu da budur. İnşaat sektörü teşvik edildi ve tekstilciden fuarcıya kadar sayısız iş adamı inşaatçı oldu.
Sanayi teşvik edilir ve Ar-Ge yapana destek verilirse, yatırımcı o alana kayar.
Kalkınma Ajansları Türkiye ekonomisinde çok önemli rol üstlenebilecek kurumlardı. Fakat, bekleneni veremedi. Yapılanmaları yanlıştı çünkü. Fonda biriken paraları dağıtmak ajansın işi olmamalıydı. Ajanslar, bölge ya da şehrin kalkınma stratejisini çizmeliydi. Vakit henüz geçmiş değil aslında. Profesyonel uzmanlarla güçlendirilmesi ve stratejik kalkınma planları gerçekleştirmesi mümkün.
Ayrıca şirket ya da ürün bazında teşviklerin yaygınlaştırılması lazım.
Son söz: Türkiye'nin ihracatı içinde ileri teknoloji ürünlerinin payı yüzde 4. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 25. Türkiye en azından yüzde 10'u yakalamalı ki, kalkınabilsin.