İSTANBUL- Bazı insanlar vardır, öne çıkmak isterler. Vitrine çıkmak için yapmayacakları yoktur onların. Nerede bir vitrin görseler, çıkıp orada tüm hünerlerini döktürmek isterler . Vitrinde olmadıkları gün, kayıp gündür onlar için. Harman büyük ama tene yok, tabiri tam bunlara göredir aslında. Bazıları ise öyle önemli işlere imza atarlar da o işi kendilerine asla maletmezler. Mütevazıdır onlar. Beyoğlu Belediye Başkanı Kadir Topbaş da bunlardan biri. Kendisi mimar. Ayrıca ismi İstanbul'un ünlü mimarları arasında geçiyor. Son iki yılda Beyoğlu'nu yaşanacak hale getirdiği gibi ilçenin asırlık tarihini de gün yüzüne çıkardı. Bugün Beyoğlu'nda sokaklara varıncaya kadar ciddi bir değişim yaşanıyor. Canlanan ticaretin yanı sıra kültürler arasında önemli kaynaşmalar sağlandı, İstiklal Caddesi başta olmak üzere birçok cadde ve sokaktaki tarihi binalar, aslına uygun bir şekilde restore edilip İstanbul'a kazandırıldı. Ama o bu yaptıklarıyla övünmüyor. İşte bu mütevazı insan bu haftaki konuğumuz. Kadir Topbaş ile 550 senelik Beyoğlu'nu ve tabii ilçenin turizme katkısını konuştuk. İşte soru, işte cevap: Oy hesapları, çürüttü * Beyoğlu, eskinin eğlence ve alışveriş merkeziydi. Şimdi ne durumda? Topbaş: "İstanbul nüfusunun henüz bir milyonun altında olduğu dönemlerde, ithal ürünlerinin satıldığı, dünyadaki gelişmelerin hemen yansıdığı bir merkezdi. 50 yılda 12 milyon göç alan İstanbul, nasıl çarpık bir kentleşme yaşamışsa; Beyoğlu da aynı şekilde etkilendi. Ayrıca bir de 6-7 Eylül olayı diye bildiğimiz, 1956'da yaşanan o hadise; buradaki kültür ve canlı hayatı ciddi olarak aşağı çekti. Terk edilen, boşaltılan noktalar göç ile döndü. Yönetimlerin bunu çok fazla umursadığını söylemek doğrusu mümkün değil. Oy hesabı yapıldı belki. Öyle bir dönem geldi ki, 1970'li yıllarda Beyoğlu'na çıkılamaz oldu." * Onca tarih bir anda yok mu oldu yani? Topbaş: "Tarihi geçmişinden dolayı çok kültürlülüğü bünyesinde barındıran bir yerdir Beyoğlu. O hadiseden sonra fiziki yapısı kaldı ama hayat kalitesi ve ilişkiler tamamen değişti. Ticaretine son veren mağazalar olduğu gibi farklı yerlere gidenler de oldu." Halka rağmen olmaz * Şimdi öyle görünmüyor. Beyoğlu, toparlanıyor sanki. Topbaş: "1994'ten sonra değişim başladı. O tarihten sonra tabii yerel yönetim anlayışı değişti. Girmek istediğimiz AB'nin yerel yönetimler özerklik şartı var. Bu normları deneme yanılma yöntemiyle de olsa, arayıp buluyoruz. Halka rağmen hiçbir şeyin olmayacağı şuuru kazanıyoruz artık." * Siz, şimdi Beyoğlu'na nasıl bakıyorsunuz? Topbaş: "Bu kentin kültürel mirasının ağırlıklı olduğu Galata-Pera bölgesinin geleceğe mutlaka taşınması gerekiyor. İnsanlığın ortak mirası çünkü." * Yapabiliyor musunuz, bunu? Topbaş: "Zor da olsa, yapmaya çalışıyoruz. Geçmişte çok büyük bir hata yapılmış..." *Nedir o? Topbaş: "Koruma deyince, bir sahne dekoru gibi yapıp öyle bırakmak gibi, dokunmamak gibi... Halbuki, koruma ve kullanma dengesi kurulmadığı, fonksiyonları öne getirilmediği taktirde, orada yaşanan bir mekanın devam etmesi, geleceğe taşınması mümkün olmuyor. Biz bunu gördük." Destek göremiyoruz * Büyükşehir Belediyesi'nden de destek alıyor musunuz? Topbaş: "Maalesef, hayır! Bunu söylediğm vakit yanlış anlaşılıyorum... İstanbul, önemli bir metropol. Kenti oluşturan çok önemli merkez ilçeler var ve buralarda milyonlarca insan yaşıyor. Şehri birlikte yönetmemiz lazım. Ayrıca ilçe belediye başkanları olarak bizler, Büşükşehir Meclis üyesiyiz. İstanbul'un vizyonunun gelecek kuşaklara taşınması için birlikte çalışmamız gerekiyor. Biz bunları söylediğimiz zaman yanlış değerlendiriliyoruz. Bir yılı aşkın bir süredir, belediye başkanrları olarak Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı ile bir araya gelmedik." * Ne diyorsunuz siz, Sayın Başkan? Böyle bir şey nasıl olur? Topbaş: "Oluyor işte!.. Ha, Meclis'te görüyoruz. Kokteyllerde ayaküstü görüşüyoruz ama bir araya gelmiyoruz." Gürtuna ile bağlar kopuk * Neden gelmiyorsunuz? Böyle yönetim mi olur? Topbaş: "Tabii ki, davet edileceğiz. Bir örnek vereyim size. Şu anda Taksim'de tretuvar çalışması yapılıyor. Beyoğlu Belediyesi olarak bizim haberimiz yok. Geçmişte, müşterek bir proje çalışması yapmayı teklif ettik. Otobüs hareket memurluğundan, bilet gişesine kadar her şey oraya yığılmıştı. Temizleyelim istedik. Ses çıkmadı. Şimdi de haber vermeden kazı yapılıyor. Bunu farklı bir değerlendirme için söylemiyorum. Dostça söylüyorum. Böyle bir şey olmaz. O zaman ilçe belediyeler kaldırılsın. Tek otorite olsun, İstanbul'da." * Bu söyledikleriniz beni çok üzdü. Samimi söylüyorum, çok üzüldüm. Böyle idare olmaz!" Topbaş: "Geçen Temmuz'da yapılan Meclis Toplantısı'nda Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç, 'Sayın Başkan, 6 aydır sizden randevu istiyorum, alamıyorum' dedi. Zabıtlarda var bu." İstanbul felç olur * Bu tavır, bazı belediye başkanlarına mı, yoksa umumi mi? Topbaş: "Neden tavır olsun ki? Herkese böyle. Beyoğlu Belediyesi olarak, 'Bizim bütçemiz bu. Şunları yapmak istiyoruz. Ne dersiniz' diyebildiğimiz yok. O da bize, 'Ne istiyorsunuz' demiyor. Beyoğlu, Eminönü, Fatih, Üsküdar, Eyüp... çok önemli ilçeler bunlar." * İyi de diyalog yok. Ne önemi kalıyor ki? * Peki, Gürtuna'nın sizin ne yaptığınızdan haberi var mı, biliyor mu? Topbaş: "Yok. Nereden bilsin ki." Tarih zengini ilçe... * İstanbul'da yapılan turist turları 2.5 günde bitiyormuş. Beyoğlu da var mı bu turun içinde? Topbaş: "Son yıllarda tercih edilir oldu. İstanbul'a gelen turistin yüzde 50'si Beyoğlu'nu geziyor şimdi. Biz de ise tarih var, kültür var, tabiat var. Var oğlu var. Bunları satmamız lazım." * Neden yapmıyorsunuz? Topbaş: "Yapıyoruz ama çok geç kalınmış. Bizim yaptıklarımız da yeterli olmuyor. Hadise bu. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinde yaptığı gibi kadırgaları o tepelerden yürütüp Kasımpaşa'dan Haliç'e indirsek mesela. Turistin yorulduğu yerde ona çay, kahve ikram etsek; fena mı olur? Böyle şeyler yapılırsa turist Beyoğlu'nda bir saat değil bir gün dolaşır." * İyi de, yapılmamasının sebebi ne? Topbaş: "Ee, maliyet. 1.5 milyon dolar..." * Kaz gelecek yerden neden tavuk esirgeniyor ki? Topbaş: "Beyoğlu Belediyesi'nin gücü yetmez ki buna. Sponsor lazım. Okmeydanı hakeza. O kadar zenginliklerimiz var ki. Hatta, Hezarfen Çelebi'nin uçuşu temsili olarak yapılmalı. Bu kültürleri ortaya çıkarmamız lazım." * Bir mimar olarak Beyoğlu'nda bu kadar önemli projelere imza atıyorsunuz ama hiç reklam yapmıyorsunuz? Bunun bir sebebi var mı? Topbaş: "Var tabii. Ben tribünlere oynamam. Görevimi yaptığım için ödül bekleyecek değilim. Beyoğlu, unutulmuş. İhmal edilmiş, Tamam ama 'Şehri güzelleştiriyorum' diye davul çalacak halim yok ki. Bunların yapılması lazımdı. Medya eşliğinde fakir-fukaraya yardım yapılmasını ahlâki bulmuyorum." 3 semavî din aynı sokakta * Peki, siz bu kültürel yapıyı nasıl koruyorsunuz? Topbaş: "Beyoğlu'nun 45 mahallesi var. Her biri farklı ve her biri kendine has kültür zenginliğine sahip. Aynı sokakta üç semavî dinin ibathaneleri yan yana. İbadetlerini kendi mekanlarında yapan insanların aynı sokakları kullandıkları, hatta aynı apartmanda komşu oldukları bir şehir burası. Halen devam ediyor bu." * Kentin yapıları yenileniyor. Binalar restore ediliyor. Bunu nasıl yaptınız? Topbaş: "Sivil toplum örgütlerini ve üniversiteleri devreye sokup bir atölye kurduk önce. TOKİ ili işbirliği başlatıldı. Kamuya ait olan binalardan başlayıp, dönüşüm projesi başlattık. Kültür sanat evleri, üniversite yurtları, el sanatları atölyeleri açıyoruz. 550 yıllık Beyoğlu'nda tek kültür yok. Roma'ya gitseniz, orada tek kültür görürsünüz ama İstanbul öyle değil. İki büyük imparatorluk ve birçok medeniyetin izlerini burada yaşama imkanı var. Bu çok önemli. Ayrıca, burada farklı kültürler de birlikte yaşıyor. Beyoğlu'nun havası daha farklı." Beyoğlu ayna gibidir * Beyoğlu'nda hayat nasıl sürüyor? Topbaş: "Beyoğlu'na nasıl bakarsanız, kendinizi öyle görürsünüz. Tıpkısı yansır yani. Mistik bir hava almak isteyen, Galata Mevlevihanesi'ne gider. Çok önemli bir mekan. Elif Efendi Dergahı, ki maalesef yok olmaya yüz tutmuş vaziyette. Hakeza büyük selatin camiler. Sinagoglar, kiliseler... Farklı bir hava isteyene Çiçek Pasajı olduğu gibi bir tiyatro veya sinema olabilir. Hepsi iç içe. Kimse kimsenin işine karışmaz. Beyoğlu konsepti bu." * Buradaki kültürlerin sanki biraz tedirginliği varmış gibi geliyor bana. Yanılıyor muyum? Topbaş: "Tedirginlik yok. Ben kendim, 1860'larda İstanbul'a gelmiş bir ailenin çocuğuyum ve burada yaşadım. Tabii ki belki azınlık psikolojisi olmuş olabilir. Bilemeyeceğim onu. Yalnız 6-7 Eylül 1956'dan sonra bir tedirginlik başladı. O da güvensizliğe sebep oldu. 'Acaba ne olur, endişeleri' oldu tabii. Yunanistan'a gidenler oldu. Burada kalanlar, bu endişelerin yersiz olduğunu gördüler. Çocuklar birlikte oyun oynuyorlar. Ben de oynadım mahallemde."