İSTANBUL- Türkiye'de 'bacasız sanayi' olarak nitelendirelen ve ülkeye kazandırdığı dövizlerle ekonomiye soluk alma imkanı veren turizm sektörü, eski heyecanını kaybetti. Kapısını ucuz turiste açan turizmci bugün fiyatları tekrar nasıl eski seviyesine çekeceğini düşünüyor. Turizm sektörünün hep ekonomik krizlerden etkilendiği ifade ediliyor, ülkede yaşanan terör olayları yetmiyormuş gibi bir de Körfez savaşı nedeniyle kan kaybettiği söyleniyordu. Biz de inanıyorduk buna. Fakat öyle değilmiş. TYD Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Tavit Köletavitoğlu'nu dinleyince; sektörün sahipsizlikten ve sistemsizlikten dolayı kan kaybettiğini görüp şaşkına döndük. Gazetemize çok önemli açıklamalarda bulunan Köletavitoğlu; şunları söyledi: 35-40 milyar dolarlık turizm yatırımı yapıldı. Çok güzel ve yeni tesisler de var. Buna rağmen nedenTürkiye'ye sadece 12-13 milyon turist geliyor? Köletavitoğlu: "Türkiye, dünyadaki turizm sektörünün gidişatı içinde bazen geride kaldı, bazen de içinde oldu. İçinde olduğu o dönemlerde çok iyi şeyler yaptı. Geride kaldığı zaman ise yakalamak için hiç çaba göstermedi. Şu anda gerisindeyiz ve hiçbir gayretimiz yok. Sadece geçmiş başarılarımızla avunuyoruz." Özal iyi yönlendiriyordu Neden gerideyiz? Köletavitoğlu: "1980'li yıllarda kitle turizmi vardı. Türkiye o güne kadar turizme girmemesini bir avantaj olarak kullandı ve turizme doğru yerde, doğru zamanda girdi. Rahmetli Özal, o gün bunu gördü ve sektörü çok iyi yönlendirdi. O senelerde Türkiye, Akdeniz çanağında önemli bir adres oluverdi. Özal bunu yaparken mevzuatı değiştirip hem yatırımları kolaylaştırdı, hem de bizzat kendisi yol göstericilik yaptı. Bir Antalya destinasyonu böyle çıkmıştır. Hakeza, Dalaman, Bodrum destinasyonu. 1990'da ne oldu? Köletavitoğlu: "Çok kötü şeyler oldu. 1980'li yıllarda yapılanların tersi yapıldı bir kere. Siyasi inatla, altını çizerek söylüyorum, siyasi bir inatla, parti taassubuyla daha önce yapılanların tersini yapmak gibi bir uygulama başladı." Neydi bu ters yapılanlar? Köletavitoğlu: "Bunları kontrol edemiyoruz diye komik bir gerekçeyle teşvikler kaldırıldı. Utanç verici bir uygulamaydı bu. Halbuki Özal'ın verdiği teşvikler Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkelerin verdiği teşviktlerin yarısı bile değildi. Turizm böylece 80'lerde yakaladığı dünya rüzgarını arkasına alıp hamle yapma şansını kaybetti." Teşviklerde istismar çok az Verilen teşviklerin gerçekten yerini bulduğunu söyleyebilir misiniz? Köletavitoğlu: "Şimdi bakın. Türkiye'de birçok sektöre teşvik verildi. En az suistimal turizm sektöründe olmuştur. Bunu iddia ediyorum. İstismarın sıfır olduğunu söylemiyorum ama bu sektörde en az olduğunu iddia ediyorum. Turizm sektörüne yatırımcı olarak girenler zaten Türk toplumunda belli seviyeye gelmiş müteahhit ve tekstilcilerdi. Hepsinin beyninde bir katma değer, elinde bir imkan oluşmuştu. Burada bir istismar olmuşsa, o da yine kamunun ihmali veya bilgisizliği sonucu olmuştur." Bu yanlışlar olmasaydı, sektör şimdi nerede olurdu? Köletavitoğlu: "Bu soruyu ben de hep kendi kendime sordum. Turizm gelirlerimiz bugün 25 milyar doların altında olmazdı bir kere. Güçlü olan turizm yatırımcıları fiyatların bu kadar düşmesine de izin vermezdi. Daha da önemlisi, bugünkü bir milyon civarında olduğu tahmin edilen istihdam da en azından iki milyon olurdu. Neresinden bakarsanız bakın, Türkiye'ye gelen turist sayısı da 30 milyondan aşağı olmazdı. Üzülerek söylüyorum, hükümetlerin meseleye kör ve sağır kalmasından dolayı derdimizi anlatamadık, maalesef." Bu geliri elde edebilmek için daha ne kadar yatırım gerekirdi? Köletavitoğlu: "Şu anki 600-650 bin olan yatak sayısını, bir milyona çıkarabilseydik yeterdi bize. Şayet reel olarak 14-15 milyar dolarlık bir yatırım daha yapılsaydı, sektörün performansını çok yükseğe taşıma şansımız vardı. Burada en önemli şey nedir biliyor musunuz?" Nedir? Köletavitoğlu: "Bu siyasi taassuptan dolayı hem 80'li yıllardaki pozitif rüzgarı yönetemedik, hem de 80'li yılların ortasında yoğunlaşan, 90'lı yıllarda kendisini iyice belli eden dünya turizmindeki karakteristik değişimi yakalayamama beceriksizliğini gösterdik. Yani, sadece teşvikleri kaldırma basiretsizliği değil, aynı zamanda dünya turizminin yönetiminde merkezi otoritenin yerini sivil toplum örgütleri ve mahalli idareler ile değişen rollerini yakalayamama özrü de vardır. Bu değişime kör kalındı ve bu körlük hâlâ devam ediyor." Kredi, sahiplenmeye bağlı Peki, nasıl düzelecek bu körlük? Köletavitoğlu: "Artık merkezi hükümetin rollerini dağıttığı ve büyük rolü kendinin oynadığı oyun bitti. 1980'li yıllarda başarılı olmamazın altında, 70'li yıllarda çok ciddi projeler üretmemiz yatar. O ciddi planları yapan devlettir. Bu konuda minnettarız. Aynı şekilde 80'li yıllarda verdiği teşviklerden dolayı da müteşekkiriz. Ama 90'lı yıllara gelindiğinde sistem değişti. Artık dünyada merkezi otoritenin planladığı projelere kredi bile verilmez oldu. Dünya Bankası kredi vermiyor mesela. Yerel sivil sahiplenme yoksa kredi de yok, diyor." Yerel sivil sahiplenme ne demek? Köletavitoğlu: Antalya'daki projeden istifade eden Antalyalıların, sivil toplum örgütleri ve belediye ile ayrı bir örgüt oluşturması ve o projeye sahip çıkması demektir. Turizm, bir destinasyon işidir. Merkezi otorite bugün sahip çıkar, yarın hükümet değişir ve yeni gelen tanımaz o projeyi. Yerel sivil inisiyatif vazgeçemez. Çünkü orada yaşıyor." İhmalin üç aktörü Biz bu dönüşümü yakalayamadık, öyle mi? Köletavitoğlu: "Aynen öyle. Yerel sivil inisiyatiflerin devreye girmesi gerekiyor. Antalya, Van, Malatya veya Bodrum'daki inisiyatifin kendi meselelerine sahip çıkması, projeler üretmesi ve bu projeleri dünya standardı demeti haline dönüştürmesi şart oldu şimdi. Bu geri dönüşümü olan projelerin kredilerini, uluslararası kredi kuruluşlarından talep etmesi lazım. Roller değişti yani." Bu kusur siyasi otoritenin mi? Köletavitoğlu: "Keşke sadece onun olsaydı. Bu oyunun üç aktörü var. Merkezi otorite, mahalli idare ve sivil inisiyatif. Üçü de atladı bunu. Kavrayamadı. Merkezi otorite hâlâ istediğini dikte ettirici rol oynamaya çalışıyor. Koalisyon döneminde maalesef yaşadık bunu. Yeni hükümet, değişimin farkında. Fakat, bu durum henüz sağlam bir bilinç haline gelmiş değil. Yerel Yönetim Yasası ile belediyeler ekonomik yönden güçlendi. Bu bir zihni ve fiili devrimdi ama belediyeler bu gücü kullanamadı. Çünkü, entellektüel zihniyeti olan profesyonel elemanları yok. Turizcileri de dışlayıp onları, yolunacak birer kaz gibi görme yanlışına düştüler." TURSAB ve TUROB görevini yapmıyor Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TURSAB) ve Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) gibi sivil toplum örgütleri var. Onlar da mı görevlerini yapmıyor? Köletavitoğlu: "Maalesef yapmıyor. Hem de hiç yapmıyor. Sivil toplum örgütleri, turizm sektöründe çok önemli rolü üstlenecek kuruluşlar olmasına rağmen maalesef işin en acınacak boyutunu oluşturmaktadırlar. TURSAB, 1972 yılında çıkarılan bir kanunla kuruldu. TURSAB Kanunu bugün 31 yaşındadır. Dünya turizminin ve Türkiye ekonomisinin gelişmesi içinde bakıldığında bu yasa külliyen batıldır, ilkeldir. Merkezi hükümet anlayışına göre şekillenmiştir. Desinasyonlarda merkezin atadığı kişilerle işi idare etmek gibi bir kurgusu vardır. Oysa şimdi bunun tam tersi olması lazım. Destinasyonlardaki sivil inisiyatifin kendi özerk yapısı kurması ve daha yetenekli kişilerle iş yapması lazım. Halbuki sistem ters işliyor, bu bir. İkincisi, sistemin karar organlarında karar süreçleri yazılmamıştır. Süreçleri belli olmayan kararlar, en iyi ihtimalle keyfidir, tesadüfidir. TÜRSAB'da da 31 yıldır alınan kararlar kişileri öne çıkaran, kişilerin performansına dayalı bir sistem ortaya çıkarmıştır. Üçüncüsü, denetimdir. Kendi üyeleri tarafından denetlenen bir yapı yok. Denetim tamamen kamunun vesayetine bırakılmış. 31 yılda 35 bakan değiştiren bir merkezi otorite ne kadar denetim yapabilirse, sektördeki denetim de işte o kadardır." Gerçek turizmci mumla aranıyor u kanun hemen değişmeli, mi diyorsunuz yani? Köletavitoğlu: "Evet, hem de hemen. TURSAB'ın bugün 4 bin 400 civarında kayıtlı üyesi vardır. Bunun yarısından fazlası inaktiftir. Hukuken varlar ama ekonomik faaliyetleri durmuştur. Fatura bile kesmezler. Geriye kalanların içinde sadece 100 kadarı turizmin çilesini çeken gerçek turizmcidir. Okul servisi yapan minibüs firmasının burada ne işi var? Onlara turizmci demek, turizme ve kendilerine zarar veriyor. 31 yıllık 'Birlik Yasası'nın bugün elle tutulur hiçbir yanı kalmadı. Bunun külliyen iptal edilmesi ve yerine yeni bir yasa çıkarılması gerekiyor." TÜROB'un fonksiyonu nedir? Köletavitoğlu: "Aslında, Otelciler Birliği Yasası da aynı tarihte çıkarılacaktı. Fakat, TURSAB yöneticileri sektörde yalnız kalmak istedikleri için çıkmadı. Senelerdir, açık veya gizli lobi yapıp bu yasanın çıkarılmasını engellediler. TOBB'u etkilediler, hükümetlere baskı yaptılar ve kanunu çıkarmadılar. Otelciler ve acentalar, 70'li yıllarda gerçekten sektörün ana aktörleriydi ama 2000'li yıllarda bu özellikleri bitti. Şimdi sektörün ana unsurları otelci ve işletmeciler." Turizm trenini kaçırdık mı? Köletavitoğlu: "Hayır. Türkiye'nin sadece, yerel yönetimin iktidar süresi ile sınırlı olmayan, ondan sonrasına da kayan kamuoyuna mal edilmiş büyüklükte projelere ihtiyacı var. Sektör ancak bu tür projelerle makus talihini kırabilir. Büyük düşünmek ve büyük üretmek mecburiyetindeyiz. Hükümetin, artık 'ben bilirimci' tavırları terk etmesi lazım. Bunun için eteğine yapıştık, asla bırakmayız. Koalisyonlara bunu anlatamadık ama tek parti iktadarlarının bunu fark edeceğini ümit ediyoruz. Onun için şimdi eteklerinden tutuyoruz. TOBB'un sorumluluğu 'Sistemin düzeltilmesine duyulan ihtiyaç; teşvikten de önemli' olduğu sonucunu çıkardım. Haksız mıyım? Köletavitoğlu: "Aynen öyle. Yerel inisiyatifi öne çıkaran bir yapılanmaya geçilmesi ve buna imkan veren kanunun hemen çıkarılması gerekiyor. Biliyorum ki, böyle bir kanun değişikliğine ilk tepki TOBB'dan gelecektir. Çünkü, yanlış bilgilendirilmiştir. TOBB'un bu kabuğu kırması lazım. Turizm; dünyada hiçbir sektöre benzemeyen farklı bir sektördür. TOBB'un bu farklılığı kale alması ve saygı duyması gerekiyor."