Türkiye nereye gidiyor?

A -
A +

 Dolar önlenemez bir yükselişe girdi ve rekor üstüne rekor kırdı. FED'in tahvil kararı en önemli etken oldu tabii. FED tahvil alımını kısması; bundan böyle piyasalarda o eski dolar bolluğunun yaşanmayacağı anlamına geliyordu. Dolardaki çılgın yükselişin bir nedeni buydu.

İkinci nedeni ise Türkiye'nin seçim sath-ı mailine girmiş olmasıydı. Bir de "Yargı" ve "Yürütme" arasındaki kavga araya girince dolar meydanı boş buldu ve aldı başını gitti.
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, dolara karşı strateji geliştirdiklerini ve yıl sonuna kadar 3 milyar, ocak ayında da yine 3 milyar dolar tutarında olmak üzere toplam 6 milyar dolarlık satış yapacaklarını açıkladı. Bu karar hemen etkisini gösterdi ve dolar inişe geçti. Merkez Bankası'nın bu stratejiyle piyasaya müdahale ettiğini düşünmemek lazım. Başçı, piyasada oluşan spekülasyonları kırmak istiyordu  ve başarılı oldu. Da... nereye kadar? MB tek başına oyun kurucu değil ki, sistemi kontrol altında tutsun!
Türkiye enteresan bir ülke. Sistemsiz bir kere. Şıkır şıkır işleyen bir sistem olsa, piyasa ne seçimden etkilenir, ne de dalgalanmalardan ama sistem yok ve her dalgalanma piyasada şok etkisi yapıp maalesef ciddi hasarlar açıyor.
Bankacılık sektörü mesela. 2001 yılına kadar doğru dürüst bir bankalar kanunu yoktu. Haliyle "ak" ile "kara" birbirine karışmış ve sistem kilitlenmişti. 2001 Krizi bankacılık sektörünün çökmesine neden oldu. 22 banka battı, devlet 47 milyar dolar zarara uğradı.
Daha sonra Bankacılık Kanunu düzenlendi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) başta olmak üzere birçok denetim mekanizması devreye sokuldu ve bankalar her türlü krize dayanıklı hâle geldiği gibi ekonominin sigortası da oldu. Bugün Türkiye ekonomisi, dünyanın yaşadığı krizi teğet geçmişse, bankaların güçlü olması sayesinde geçti.
Sanayi sektörünün ve tarımın da aynı şekilde güçlendirilmesi gerekiyor ama firmaların ve tarlaların küçük olması bu işi zorlaştırıyor. Fakat bu, imkânsız olduğu anlamına gelmez tabii. Bankacılık sektörü nasıl reform sürecinden geçtiyse sanayi sektörü de geçebilir; bu  mümkün.
Evet Türk KOBİ'lerinin yapısı hem finans, hem üretim ve hem de insan kaynakları yönünden zayıf bir yapı arz ediyor ama bu, "imkânsızlık" kolaycılığının arkasına sinmeyi gerektirmez. 
Kalkınma ajansları ne güne duruyor? Bölge stratejilerini doğru çizerlerse;  KOBİ'lerin nasıl bir rol üstleneceği de net bir şekilde ortaya çıkar ki, yapılandırılmaları çok daha kolay olur.
Tarımda da aynı şey geçerli aslında. Evet verasetten dolayı tarlalar parçalandı ama bu parçalanma; toprağın parçalanması anlamına gelmiyor. Parçalanma kâğıt üzerinde oldu. Tapu kayıtlarında yani. Kooperatifleşmeyle dahi bu engeli aşmak mümkün.
Türkiye sanayi ve tarım reformunu gerçekleştirirse kendisinden beklenen tüm aktiviteleri bihakkın yerine getirir. O potansiyeli var çünkü.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.