Türkiye önemli bir ilke imza attı. İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından gerçekleştirilen Sanayi Kongresi'nin ana teması "21. Yüzyılla Büyük Yüzleşme" idi. Tüm iş dünyasının katıldığı kongrede ülkenin içinde bulunduğu "vasatlık" ele alındı ve yüzleşmesi gereken konular masaya yatırıldı. Orta gelir tuzağından çıkış yolları arandı.
İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay içinde bulunduğumuz asırla yüzleşirken sorulması gereken sorunun "niye yapmadık" değil; "nasıl yaparız" olması gerektiğinin altını çizdi. Vasatlığın tarifini yaparken "insan suya düştüğü için değil, çıkamadığı için boğulur" diyen Bodur, vasatlığın sudan çıkma yollarını aramamak olduğuna vurgu yaptı.
Konuşmasında Türkiye'nin 8 yıl önce orta üst gelir grubu ülkeler arasına girdiğine işaret eden Bodur, Everest Dağı'na tırmanan dağcıların 5 bin ila 6 bin metre yükseklikteki kamp yerine gelişte çektikleri sıkıntı ile geriye kalan 3 bin metrelik bölümde çektikleri sıkıntıyı mukayese etti ve "6 bin metreye çıkmak nispeten zordur ama kalan 3 bin metrelik bölüm daha da zordur. Gelinen yolun yarısı kadar olmasına rağmen nefes almak zorlaşmış, dik kayalar, soğuk ve buzullar başlamıştır. Aşılması zor olan işte bu mesafedir" dedi ve "çağ atlamak" için yapılacak olanların da zor ve beceri istediğinin altını çizdi. Bodur, zamanı, parayı ve insan kaynaklarını doğru kullandığı taktirde Türkiye'nin çağı yakalayacağını söyledi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise "vasatlık zinciri"nin 150 yıldan bu yana Türkiye'nin ayağına dolandığını belirtti ve "Türkiye'de uygulanagelen inşaatçılığa, tüketime, ranta dayalı ve dış kaynaklara bağımlı büyüme modelinin potansiyelini büyük ölçüde yitirmiş bulunduğuna" işaret etti. Kalkınmada tek modelin "inovasyona dayalı akıllı büyüme" olduğuna vurgu yapan Bahçıvan, "iş dünyasını, siyaset insanlarımızı, devlet yetkililerimizi, sivil toplum kuruluşlarını, üniversitelerimizi ve tüm halkımızı bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz" dedi.
Sözlerini "devlet reformuna ihtiyaç var" diye sürdüren Bahçıvan; Kongre Bildirgesi'nde şu başlıklara yer verdi: "Tüm hukuk sisteminin yenilenmesi gerekiyor. Eşit eğitim şart. Profesyonelleşmek ve patron şirketi anlayışını terk etmek lazım. Diyalog ve müzakere kültürünü geliştiren sosyal medyaya önem vermeliyiz. "
Stanford Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi Profesörü Francis Fukuyama ise Türkiye'nin "insan sermayesi"ne yeterli yatırımı yapmadığını iddia etti ve yüksek gelir statüsüne geçişin demokrasinin sürdürülebilirliğine bağlı olduğunun altını çizdi.
Konuşmaları özetleyecek olursak; karşımıza şu konu başlıkları çıkıyor. Kalkınma sanıldığı kadar kolay değil ama mümkün. Şayet bir ülkede demokrasi var, hukuk kurallar işliyor ve geçler eğitiliyorsa; o ülke kalkınabilir. Eğitim yoksa, o ülkede gençler ekonomiye yük oluyorlar. Hukuk yoksa; girişimciler yatırım yapmak yerine rant peşinde koşmayı tercih ediyorlar. Demokrasi yoksa; insanlar korku içinde yaşıyor ve gelecek endişesi taşıyorlar.
Son söz: Türkiye'nin Ar-Ge yapması, inovasyona önem vermesi ve insan kaynaklarının eğitimine yatırım yapması gerekiyor. Bunları yapsın ki, geleceğe güvenle baksın.