Türkiye ekonomisi makas değiştiriyor. İnşaatla değil sanayi yatırımlarıyla büyümeyi hedefledi. Başarır mı? Türkiye ekonomik büyüme tahminini revize etti yüzde 4'ten yüzde 3.3'e indirdi. Hemen belirteyim ki, böyle bir ortamda yüzde 3 büyüme dahi başarıdır. Ukrayna kaynıyor. Rusya Batı'nın ambargosunu yedi ve sessizliğe gömüldü. Orta Doğu zaten ateş çemberi.
Bu bölgelerin hepsi Türkiye'nin pazarı. Oralardan gelen talep düşmüşken Türkiye nasıl büyüsün? Global rüzgâr var bir de. Gelişmiş ülkelerin estirdiği rüzgâr.
2000'li yıllardaki rüzgâr şimdi tersine esiyor.
Batının yaşlı nüfusu artmış ve dolayısıyla tüketim kapasitesi düşmüştü. Gelişmiş ülke firmaları Batı'da yatırım yapmanın faydadan çok zarar verdiğini görüp tesislerini Doğu'ya taşıma kararı aldılar. Ucuz işçi oradaydı ve ayrıca tüketime aç milyarlarca nüfus Doğu'da yaşıyordu.
Batı'da tasarlayıp Doğu'da üretmek fikri çok cazip geldi ve Doğu yabancı sermaye ve yatırımcı akınına uğradı. Bilhassa Çin, Batı'nın üretim üssü oldu 8-10 sene içinde.
Doğu'ya giden ve trilyon dolarlarla ifadesini bulan sermayenin 125 milyar doları da doğrudan yatırım olarak Türkiye'ye geldi. Türkiye bu arada özelleştirmeden de 51 milyar dolar kazandı.
2008 sonuna gelindiğinde ABD'de Mortgage Krizi patlak verdi ve bu krizin şiddeti tüm dünyayı etkiledi.
Batı ekonomileri de bu krizden fazlasıyla etkilendi tabii. Üstüne üstlük üretimlerini Doğu'ya kaydırdıkları için ülkelerinde işsizlik problemi de baş göstermişti.
Dünyanın en büyük Gayrisafi Milli Hasıla'sına (GSMH) sahip G-8 ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada, Rusya) kafa kafaya verip G-20 ülkelerine finans desteği sağlama kararı aldılar. Sistem gayet basitti. G-20 ülkeleri borçlanacak ve ellerine geçen parayla G-8 ülkelerinden mal satın alacaklardı. Böylece hem G-8 ülkelerinin ekonomileri düze çıkacaktı, hem de G-20 ülkeleri yatırım yapma fırsatına kavuşacaktı. Öyle de oldu.
Bu sistemin bir tek faiz handikabı vardı, ona da çare bulundu ve saadet zincirinin halkaları tamamlandı. ABD Merkez Bankası (FED) her ay 85 milyar dolarlık tahvil satın alacaktı. FED karşılıksız para bastı ve bu parayla G-20 ülkelerinden tahvil satın almaya başladı.
Piyasada hem para bollaşmıştı, hem de faizler düşüktü. Bu uygulama G-8 ülkelerinin olduğu kadar G-20 ülkelerinin de hoşuna gitti. Kimse "karşılıksız para da ne" diye sorgulamadı.
Türkiye de o hoşnut ülkeler arasındaydı. 2014'e gelindiğinde dış borcu 400 milyara ulaştı. Aldığı paralarla yol yaptı, havaalanı inşa etti. Hastane ve okul açtı. Ve bir de konut inşa etti. Ülkenin her yeri AVM ve rezidans oldu.
Bugün G-8 ülkelerinin ekonomik istikrara kavuştuğunu ve az da olsa büyüme trendine girdiğini görüyoruz. FED hemen tahvil alımlarını azaltmaya başladı. Karşılıksız para basıp satın aldığı tahvillerin vadesi geldi ve bedelini gerçek dolarla istiyor şimdi.
G-20 ülkeleri sıkıştı. Eski para bolluğu yok. Faiz yükseliyor. Türkiye de o sıkıntı çemberine doğru kayıyor. Evet, Merkez Bankası'nda 135 milyar dolar döviz rezervi var. İnşaatlar hâlâ satılıyor. Her satılan dört konuttan biri yabancıya satılıyor hem de ama her şeyin bir sonu var.
Ali Babacan "inşaat sektörüyle büyüme politikalarının sonu geldi" dedi ve sanayileşmeye ağırlık vereceklerini söyledi. Onun için para lazım ve ayrıca yatırımı cazip hale getirmek lazım. Olur mu?