Mutat sohbetimizin orta yerinde, 'Hocam' dedim, damdan düşer gibi. Yazdığınız kitap çok değerli bir kitap. Tamam da kim okuyacak bunu? O sıcak bakışlarıyla süzdü beni. Cevabı, sadece hoşgörülü bir tebessüm oldu. İsmail Kaya, Türkiye'nin ilk ve tek mühendis kökenli pazarlama akademisyenidir. Bundan dört sene önce 'Muhterem Müşterimiz' kitabı elime geçtiğinde üşenmeyip sonuna kadar okudum. Çok etkilemişti beni. Her kitabı, istesem de okuyamam. Vaktim yok çünkü. Ama Prof. Dr. İsmail Kaya'nın o kitabını okudum, hem de sıkılmadan. Daha doğrusu, hocanın tatlı üslubu ve kıvrak kalemi, o kitabı bana okuttu. Her satırını didik didik etmiş, kimi cümlenin altını, kiminin de üstünü çizmiştim o günlerde. Ondan sonra daha bir sürü kitap okudum ama belleğime yerleştirirken hep 'Muhterem Müşterimiz'de öğrendiklerimin sağına soluna koydum onları. Orada yazılanlar bakış açımın tepe noktası olmuştu zira. Türkiye son yıllarda enflasyon-devalüasyon sarmalında ticareti micareti unutup gitmişti. Varsa yoksa repo, faiz ve stok... Götüren esnaf malı stokla götürdü. Tasarruf sahibi ise Hazine Bonosu, borsa ve döviz üçgeninde oynayarak para kazandı. Dolayısıyla yatırım, verimlilik ve rekabet hak getire. Kimsenin aklına bile gelmedi bunlar. İsmail Kaya'nın kaleme aldığı 'Muhterem Müşterimiz' kitabı da işte böyle bir dönemde piyasaya çıkmış ve hem de müşteri memnuniyeti, pazarlama, verimlilik ve maliyet gibi teknik konulardan bahsediyordu. Kış ortasında güneşlenme tekniklerini anlatmak gibi bir şeydi yani. Benim o gün hocaya, 'Ne alaka' dememin esas sebebi buydu işte. Keser döndü, sap döndü ve en sonunda hesap döndü. Küçük esnafın da, sanayicinin de oturup maliyet hesabı ve ileriye dönük plan yapacağı bir döneme girildi. Dolayısıyla 'Muhterem Müşterimiz' kitabı herkesin ilacı olup çıktı. Değerli mütefekkir Rahim Er'in yönetiminde faaliyet gösteren Babıali Kültür Yayıncılığı (BKY) herhalde bu kitabın yeni baskısını yapar da ihtiyaç sahipleri bu değerli eseri kolayca bulur. Genel Yayın Müdürümüz Resul İzmirli, nasıl yaptıysa yaptı ve malum uyunaklığını yine gösterip Prof. Dr. İsmail Kaya'yı yazmaya ikna etti. Mükemmel bir zamanlama. Okuyucu arasındaki tüm işadamı, esnaf, yönetici ve hatta öğrencilerin Kaya'nın yazısının çıktığı günü iple çekeceğinden eminim. Bunlar güzel şeyler, onu da kabul ediyorum. Peki, benim durumum ne olacak? Öyle ya, şimdi ben, İsmail Kaya ile aynı sütunu paylaşır duruma geldim. Onurlandım; bu kesin. Ama o bir akademisyen. O bir bilgi deryası. O bir kültür hazinesi. Ben onunla nasıl aşık atacağım? Hadi, sadace o olsa yine iyi. Bir de Doç. Dr. Mehmet Ali Özbudun var. İki değerli akademisyen arasına sıkışıp kalmak istemiyorum doğrusu. Evet, ben de iktisat eğitimi aldım. Bu kadar senedir yazı yazıyorum ama yine de elim ayağıma dolaşıyor. İyi geçinen birer dost iken, rakip oluverdik. Benim çok çalışmam lazım, çok. Başka türlü bu değerli kalemlerle rekabet etmem mümkün değil!.. Bizi böyle yarış atı gibi koşturan Resul İzmirli'nin elini göbeğinin üstüne koyup güldüğü gözümün önüne geldikçe, kanım tepeme çıkıyor. Hoh! Hooh! Hooh!.. MI ACABA?!. *Sağlık Bakanı Akdağ'ın makam odasında iki 'böcek' bulunmuş... Biri, şu pisliğin üzerine basıp ezemiyor mu yahu? *İngiltere'de eş, Fransa'da çocuklar dayak yiyormuş... Bizde ikisi de. Bir Türk'ün Avrupa'ya bedel olması bu olsa gerek! *Soros, 'Gayet iyisiniz, size yatırıma varım' demiş... Paranın kokusunu aldı ya, gelir tabii! *Ecevit'in eseri Mesudiye Köykenti'nde DSP'ye sadece 4 oy çıkmış... Genel seçimlerdeydi o, şimdi o da çıkmaz!